Esquire Theme by Matthew Buchanan
Social icons by Tim van Damme

15

Feb

AYNAYA BAKMASINI ÖĞRENMEK

Birçoğumuz doğuştan yeteneklidir dahi doğar birçoğumuz sonradan öğrenme yeteneğine sahip ve birçoğumuzda geliriz ve gideriz bu dünyadan bakar fakat anlamaz misali.
Güneşin doğuşunu ve batışını doğduğumuzdan itibaren görebiliriz ama güneşin kalben doğuşu ve gün batımını anlamamız ruhumuza benimsememiz uzun sürer. Çünkü bu bir görmeden çok hissetmekle alakalıdır. Sevmek ve sevilmek dünyanın en büyük hediyesidir insana tanrı tarafından verilen. Ama bu kavramı kaç kişi anlıyor orası şüphe dolu. Sevildikleri zaman halk arasında bir tabir vardır o kelimeyi yazmayım yerine başka bir şey kullanayım evet sevildikleri zaman insanların bir yerleri kalkar. Nasıl ezikler aslında. Ezikliklerini de ispat etmek istercesine her dakika türlü manevralarla farklı girişimlere giriyorlar. Sabahları aynaya bakıyorlar tatbikîde aynada kendi görüntülerini görüyorlar da ama gördükleri kendi görüntülerimi o yine şüpheli. Çünkü kendilerini göremez o zavallılar maymunudurlar çünkü kalkmıştır bir yerleri ama zamanı gelince aynaya yine bakarlar bu seferde ne görsünler amanım resimlerdeki yüzleri farklı aynada kendi gördüğü yüzleri farklı, bin bir surat olup çıkmışlar. Bu tiplerde suna dikkat ettim. İletişim güzel, ortam güzel, elemanlar güzel ama bir şey var ki eksik: Karşıdan gelen samimiyet. İşte onu da kandırılmışlığın rüzgârına kaptırdım sandıkları esasında çok iyi anlıyor adam olmak aynaya bakınca kendini kral görmekle olamıyor. Kadın olmak aynaya bakınca kendini prenses olarak görmekle olamıyor ne yazık ki. Kişiler kişilere şunu demeye başladı, Çok akıllısın sen dimi. Sen merak etme aklım bana da size de yeter demeye başladım bende ve deyip gülümsemeye. Tekle yetinmemeye alışan çokla yetinmeme yede alışır ve ne olur biliyor musunuz çokla da yetinemez olur geçer aynanın karşısına ben kimim diye sorar işte o zaman iş işten geçmiştir. Çünkü her ne olursan ol zavallı olup çıkmışındır.
Paran kadar konuş derler bense paranı al tuvalet kâğıdı yap derim böyle tiplere diyemeyenlerde öyle kişilerle birlikte aynaya bakıp dururlar.
İyi insanlar kendini iyi sanan bizler Köpeklere benzeriz biz aslında. Köpek kadar sever, köpek kadar sadık kalır ve köpek kadar iyi koku alırız. Hele de bu koku çakma parfümse ne demem gerekiyor burada gülüyorum nedense.
Erkek yoldan sapmak istemese sittin sene sapmaz. Ama sapmak isterse de öyle bir sapar ki işte o erkek aynaya bakıp ta kendini göremeyenlerdendir. Kadına gelince koca peşinde mi para peşinde mi şan şöhret peşin demi oldukları belli değildir istisnalar hariç tabi öyle kadınların eli öpülesi ruhlarımızda sittin sene yaşatılması gerekir analarımız gibi. Ayrıca kadın milleti erkeği harbi vezir de eder rezil de. Bir erkeğin zayıf halkasını bulunca o halkaya halka takmak, onu padişah torunu yapmak ya da burnuna halka takmak demektir. “Sen dünyanın en yakışıklı ve en seksi erkeğisin deyince künefe peyniri gibi eriyip süner bu erkekler ve hemen aynaya bakarlar kaş göz vay be ben neymişim ya bunu diyen erkeği aldatan kadınlar onlarda aynaya bakınca saçlarını sağa sola ve dilleriyle dişlerine yapışan kırmızı rujlarını düzelterek sadece aynaya gülümserler. Benden uzak gözden ırak olsun bu tipler işim olmaz sizlerle.
Sonuç ne oluyor biliyor musunuz güzel kalpli dostlarım: İnsan kafasının içindekileri çıkaramadıktan sonra bir yerlere gitmenin ne önemi var. Sorun bizimle beraber oradan oraya sürüklenir durur.
Ve bütün bunlardan sonra evet bende aynaya bakarım hatta aynaya bakmasını da çok severim. Sabah uyandığımda o çirkin yüzümle aynaya bakar bir göz kırpar elimi yüzümü yıkar güne merhaba derim aynaya baktığımda neysem oyumdur ve cesareti varsa insanların kalpleri güzelse onlarla da aynaya bakmayı çok severim birlikte aynı yöne çünkü ayna asala yalan söylemez sadece yere düştü mü kırılır ve tuzla buz olur.
Aynaya bakmadan önce kendine bakacaksın ey insanoğlu sonra aynaya çünkü senin gerçek boyunun ölçüsünü ayna alır alamaz ise zaten parçalanır kırılır ve yok olur sende ayna ayana dolaşırsın kendine bakmak için.
Umarım her aynaya baktığınızda beni hatırlarsınız.

Sevgiyle kalın saygıyla davranın
Erez EGILMEZ

“NELER OLUYOR ORADA HOP DUR BAKALIM”

Etrafa döner şöyle bir bakar olmak lazım, lazımda kimler kime dönüp bakacak. Şaşkın ördek misali bakalım dedik birde neler gördük, e yaş geçiyor kırk ikiyi bulduk, akıllarda hep bundan yirmi sene öncesi var tabi.
Nemi var yirmi sene önce kalite var, adam var, kadın var, en önemlisi ar duygusu var. Benim bildiğim at hırsızları eski kovboy filmlerinde olurdu. Şimdi gece kulüplerinde, restoranlarda ve her adım başında bir at hırsızı. Bilirsiniz eskiden Amerika’da at hırsızları yakalandığı yerde idam edilirdi, şimdi ödüllendiriliyor. Kimler tarafından, menfaat hususi memnuniyeti yerine getirtilenler tarafından. Neyse bırakalım da at hırsızlarını konumuza gelelim. Soruyorsun ne iş yapıyorsun diye? Daha düne kadar onun bunun parasıyla geçiniyordun, ağzın kokmasın diye nane sakızı çiğniyordun, şimdi birden bire adam, organizatör, manken, model, sevgili parasıyla. Bakıyorum sesi olmayan kadınlar şarkıcı. Ne yapıyorsun? Albüm çıkarıyorum. Parayı nereden buldun? Sponsorlarımdan. Sponsorların kim? Söylemem. Hadi hayırlısı! Bizimde sponsorlarımız var ama adı sanı belli.
Başkasının parasını kullanana, başkasının parasıyla gezip eğlenene ve yiyene hırsız denir benim bildiğim. Birine hırsız damgası vuruldu mu aman Allahım ölsünler daha iyi ama olsun onlar at hırsızı, yüzlerinden bile belli. Dışarı çıkıyorsun sağa baksan 16 yaşında, sola baksan 17 yaşında önüne baksan 18 yasında genç kızlar yapmadığı haltlar yok. Nasıl ana babalarınız var sizin.. E demek ana babalarınızda sizin gibi. Bir de bu kızları sağa sola peşkeş çeken gençler var dostlarıyla tanıştırıyorlar yani kibar pezevenkler sizi gidi sizi gidiler. Asalet sonradan satın alınmaz asaletle doğulur, asaletle ölünür. Ne iş yaptığın, ne kadar paran olduğu önemli değil kim olduğun önemlidir. O kim olduğunda sana aynaya baktığında gerçekleri her zaman yüzüne yansıtır, geçmişini asla yok edemezsin geçmişin senin geleceğinin garantisidir.
Güç, akılda olduğu sürece bu tür kişiler daima yenilmeye müsait olacaklar her ne kadar kazandıklarını sansalarda. Sayın Fatih Altaylı Haber Türk’teki geçen günkü yazısında bu türlerden başka türlü bahsetmiş; siyah takım giyerler, yanlarına 10′ar tane kız alırlar, en pahalı arabalarda gezerler, yanlarınla dalkavukları bir de üstüne üstlük terör estirler demiş. Çok haklı tabi bütün bunların nedeni ne?
Kültür yoksunluğu, seviyesiz eğitim, adamın ve kadının içinde sevgi tohumlarının olmaması, düzenli bir hayata sahip olmama ve bu fani dünyayı kaale almamak.
Eyyy don giymeyen donsuzlar ” NELER OLUYOR ORDA HOP DUR BAKALIM” başkası sana geçit verir ama ben vermem.

Sevgiyle Kalın, Saygıda Kusur İşlemeyin…

EREZ EGILMEZ

30

Oct

BU SABAH BİR MEKTUP VAR SANA EREZ EGİLMEZ’DEN

GÖZLERİMİ AÇTIĞIMDA BU SABAH GÖRMEK İSTEMEDİKLERİMİ GÖRDÜM, HER ZAMAN TAM TERSİ OLURDU BİLİRSİNİZ. BU SABAH İSE GERÇEKLER Mİ ACI GELDİ NE BİLMEM TAM TERSİ OLDU BELKİ DE BU GÖRDÜKLERİM GERÇEKTİ DE BEN ÖYLE GÖRMEK İSTEDİM LAFI DOLANDIRMADAN BAŞLIYIM MEKTUBUMA.

SN…… BİR ZAMANLAR AKARSULAR AKARDI BİLİRSİN SENDE, SENİN KASABANDA DOĞDUĞUN DİYARLARDA DA VARDI. GÜRLEYİP ÇAĞLAR AKAR GİDERDİ DENİZE, ULAŞMAK İÇİN DAĞLARIN ETEKLERİNDEN SÖKÜLÜP GÖZLERDE YAŞ MİSALİ DENİZE. FARKINDALIK OLMADAN İNSAN BAZEN KARAR VERMEKTE GÜÇLÜK ÇEKİYOR BEN ÖZGÜR BİR ADAM MIYIM DEYİVERİYORSUN BİRDENBİRE KENDİNE. ÖZGÜR OLMAK İÇİN ÖNCE ÖZGÜR OLMAN GEREKİR EVET NE GÜZEL BİR KELİME ÖZGÜR OLABİLME, SORUMSUZCA HESAP VERMEDEN DENİZLERİ, OKYANUSLARI AŞIP DİYAR DİYAR GEZMEK ÖZGÜRCE. BEN DİYEBİLMELİ İNSAN BEN YANİ KENDİSİNİ İYİ TARTMALI KENDİ TERAZİSİNDE. AĞIRLIĞINI KENDİ KOYMALI KENDİ DENGESİNE. BİR ŞEY SÖYLEMEK İSTİYORUM BU SABAH GÖRDÜĞÜMÜ ACABA SENDE BENLE BİRLİKTE GÖREBİLİYOR MUSUN? SANMIYORUM GÖREBİLSEYDİN EĞER ÖZGÜRLÜĞÜN ESARET ALTINDA KALMIŞ BİR İPEK KUMAŞ GİBİ ORADAN ORAYA SAVRULAMAYACAĞINI ANLARDIN. BAKTIM DA YERYÜZÜNE BU SABAH YÜKSEKLERDEN UÇAN KARTALDA YOK ORMANLARDA KÜKREYEN ASLANDA.

YOL KENARINDA DURMUŞ BİR ARABA İÇİNDE BİR DELİKANLI SİLİVERİYOR GÖZYAŞLARINI KAYBETMİŞ SANIRIM SEVDİĞİ KIZI YOKSA AĞLAR MIYDI ÖYLE ÖZGÜRCE EVET AĞLAYABİLİYOR YA ÖZGÜRCE HELAL OLSUN DEDİM DELİKANLIYA KENDİMCE. DEVAM ETTİM YÜRÜMEYE YÜRÜDÜKÇE GÖRÜR OLDUM GÖREMEDİKLERİMİ KENDİMCE. ORTADA İNSANLAR VARDI DA YOKMUŞ GİBİYDİLER. SESLENMEK İSTEDİM, SESİMİ DUYURABİLMEK KENDİMCE AMA DUYAN OLMADI BENİ KİMSE İSTEMEDİKÇE BENİ GÖRMEYİ. GALİBA BEN GÖRÜNMEZ OLMUŞTUM BİRDEN BİRE RÜZGÂRIN SÜRÜKLEDİĞİ ÖZGÜR ÇOCUK EREZ KİMSELERİN KENDİSİNİ İŞİTEMEDİĞİ DUYAMADIĞI BİR DÜNYA DA TEK BAŞINA KALMIŞTI GALİBA. SADECE BİR SES DUYUYORDU UZAKLARDAN NE OLURSA OLSUN ÖZGÜRSÜN DİYORDU KULAĞINA GÜZEL BİR ŞARKININ FISILDAMASIYLA MELEKLER. ÖNEMLİ OLAN DOSTUM KİMSENİN SENİ GÖRMESİ, DUYMASI, ANLAMASI DEĞİL SEN KENDİNİ NASIL GÖRÜP ANLIYORSUN VE KENDİNİ KİMİN TERAZİSİN DE TARTIYORSUN. BEN DUYABİLDİĞİM GÖREBİLDİĞİM VE SEVEBİLDİĞİM KADAR VARIMDIR BAŞKASIN ALGILAMASI DEĞİL. BİR GÜN CANSIZ KALACAK BU BEDENİMİN RUHUMU NASIL ALGILADIĞI ÖNEMLİ BENİM İÇİN. OKUDUĞUNDA BU SATIRLARI NERDE OLURSUN BİLEMEM AMA BEN YİNE BIRAKTIĞIN O YERDE OLMAYA HEP DEVAM EDİCİM ORADAN HİÇ AYRILMADIM Kİ AYRILMIŞ OLSAM BENDE KAYBOLURDUM SENİN KAYBOLDUĞUN GİBİ KENDİ BENLİĞİNDE.

BU SABAH SOLMUŞTU BÜTÜN RENKLER SONBAHARDAN DEĞİL GİTGİDE KİRLENİYORDU DA ÜSTLERİ KAPANIYORDU RENKLERİN. KOZADAN ARTIK ÇIKMAK İSTEMEZ OLMUŞTU KELEBEKLER KONACAKLARI, KONUŞACAKLARI ÇİÇEKLER KALMAMIŞTI PEK Mİ KARAMSARIM DEDİM KENDİ KENDİME. ESKİDEN YOLDA YÜRÜRKEN SOKAK ÇALGICILARI GÖRÜRDÜM HÜZÜNLÜDE OLSA NEŞELİDE BİR ŞEYLER ÇALIYORLARDI YİNE. ONLARIN YERİNİ ALMIŞTI ŞİMDİ KOCA BİR SESSİZLİK AYNI SENİN SESSİZLİĞİN GİBİ. YORULMUŞTUM YÜRÜMEKTEN MOLA VERMEK İSTEDİM AMA MOLA VERECEK BİR AÇIK KAPI BULAMADIM SANKİ YA KAPANMIŞTI BÜTÜN KAPILAR ÜSTÜME, YA DA KAPI AÇIP BUYUR EDECEK KİMSE KALMAMIŞTI İÇERİ.

YÜREĞİM SIZLAMADI BÜTÜN BU OLANLARA OLANLAR ZATEN OLMUŞTU OLANI DEĞİŞTİREMEZ İNSAN AMA OLMAYANA YÖN VEREBİLİR KADERDE ÖLÜM YOKSA EĞER. BULDUM KENDİMİ ISSIZ BİR ÇÖLÜN ORTASINDA BİNLERCE KUM TANESİNİN ARASINDA HANİ BEN HEP DERİM YA BEN KİMİM BU DÜNYA DA BEN EREZ EGILMEZ BİR KUM TANESİ KADAR KÜÇÜK BİR O KADAR DA ÖZGÜRÜM BU DÜNYADA. MEKTUP ULAŞIR MI BU SABAH YERİNE BİLMEM AMA BEN ULAŞTIM ULAŞMAK İSTEDİĞİM YERE UMARIM SİZLERDE RUHLARINIZ ÖZGÜR BİR KUŞ MİSALİ KONARSINIZ GÖNÜLLERE.

SEVGİYLE VE SAYGIYLA.

EREZ EGİLMEZ 

12

Oct

ANLAMLI SÖZLER EREZ EĞİLMEZ’DEN İNSANOĞLUNA  ;

İNSANOĞLU HOŞSOHBET, NEŞELİ, ONURLU, BAŞKALARINA SAYGI GÖSTEREN, AMA KENDİSİNE DE SAYGI GÖSTERİLMESİNİ İSTEYEN BİR VARLIK OLMALI BENCE SİZCEDE ÖYLE DEĞİLMİ ?

ÇOK KONUŞANLARA GÜVENMEMELİ. ELEŞTİRİLERİN DE ÇOK AKILCI OLMALI. BİLMEDİĞİ HER ŞEYE BİLİRİM DEMEMELİ DEĞİLMİ DOSTLARIM SİZLER EREZ EGILMEZ DEN DAHA İYİ BİLİRSİNİZ BUNLARI.İNSANLAR ALÇAKGÖNÜLLÜ VE KENDİSİNE, ÇEVRESİNE BÜYÜK GÜVEN DUYMALI DEĞİLMİ ARKADAŞLARIM.

ŞUNUDA UNUTMAYIN BAZI DOSTLARIM : İNSANLAR KENDİSİNİ BÜYÜK GÖSTERMEK İÇİN BAŞKALARINI ASLA KÜÇÜMSEMEMELİ.İNSANOĞLU GENÇLERE YAŞLILARA ÇOK DEĞER VERMELİ DEĞİLMİ AYNEN ÖYLE YAPIYORUZ. MÜZİK VE EĞLENCEDEN HOŞLANMALI Kİ HAYATIN RİTMİNE AYAK UYDURABİLMELİ ARA SIRA BİR MÜZİK ALETİ ÇALMALI EREZ EGILMEZ’İN PİANO VE KEMAN ÇALDIĞI GİBİ. UYGUN OLAN HER TÜRLÜ EĞLENCEYİ VAR OLMALI İNSANOĞLU EY DOSTLARIM ‘EĞLENCE, YALNIZCA İSTENEN BİRŞEY DEĞİL, YAŞAMDA GEREKLİ OLAN BİR OLGUDUR DER EREZ EGİLMEZ.

GÖRÜLÜYOR Kİ,BİZ İNSANOĞLU BUNLARI YAPARSAK MİLYARLARCA İNSANI YANİ KISACASI HER BİRİMİZ HERBİRİMİZİ ARKASINDAN SÜRÜKLEME GÜCÜNE ERİŞMİŞ OLAN DOĞAÜSTÜ BİR VARLIK DEĞİL, YALNIZCA BİR İNSAN OLURUZ İNSAN .

SEVGİM DOSTLARIMLA SAYGIM TÜM İNSANLIKLA BİRLİKTE OLSUN.

EREZ EGILMEZ

05

Aug

SESLENİŞ III BÖLÜM 6-HİTABI ANLATIŞ

Anladığım, duyduğum ve hissettiklerimi bana başka kim özümleyebilir ki bu hayatta. Kurak bir yazda, toprağın yağmuru özlemle beklediği gibi. Kalplerin yakarışına kulak tıkamış insanlar arasında olmak istemiyorum artık.  Tren bozkırlardan geçerken acıları kalbimde taşımayarak gökyüzünün maviliklerinde ve bulutsuz bir gecede artık yıldızları saymak istiyorum. Geçmişle yüzleşmek yerine geleceğe güvenle bakmak olmalı benim ve siz dostlarımın hatta tüm insanlığın görüş açısı. Dokunmak bir insana bir canlıya hatta bitkilere ağaca onlarla konuşmak, engin denizlerin bana fısıldadığı beklenişleri duymak istiyorum. Duyup ta siz değerli insanoğluna anlatmak. Bıkmadık mı hırsımızı bir hiç uğruna başkaları üzerine kamçılamaktan. İnanın o kamçılananlar sadece acıyı hissederler siz kamçılayanlar ise onu bile hissedemezsiniz bir ufacık sevgi kalmışsa içinizde onu da bırakın bu dünyaya gözyaşı yerine mutluluk olarak aksın.

Göçmen kuşlar göçerlerken kayıp verirler insanoğlu da bir yerden bir yere giderken ama arasındaki fark; kuşlar içgüdüsel yaşamları için, insanoğluysa yaşam savaşı vermek zorunda bırakıldıkları için. Son olsun demeli sadece bireysel değil toplumsal ve dünyasal. Ben dedikçe çoğalır mı sanırsınız oysaki biz demek birlik ve beraberliktir. Biz demek sevgidir biz demek yüce Rabbimize duyulan sevgiyi yakarmaktır. Olguları filiz veren bir ağaç gibi iyi korumak gerekir çünkü o değer verdiğimiz olgular yarınlarımızı aydınlık kılacaktır, bunu unutmayın. Ben Erez EGILMEZ seslenişimde ruhumdan çıkan ve kalemimle kâğıda döktüğüm satırlarda hayatı bizlere sunulmuş bir nimet ve armağan olarak sizlere anlatmak isterken sizlerin de başkalarına anlatmanızı dilerim. Küçücük bir tebessüm yüzlerinizde mutluluk örneğidir. Uzaklara giden ve bir daha gelmeyecek sevgiliye yazılmışçasına olan mektup ta acı çekenlerinde kalbinde sevginin bir tutam nimeti olmasını dilerim. Çünkü bulut siz istemeseniz de yağmuru yeryüzüne bıkacaktır, okyanusta fırtına ne gemiler batıracak çöller sıcaktan kavrulup ne canlar yakacaktır. Gelmem kapını çalmam derken yine de sizin kulağınız kapıda olsun bakarsınız gün gelir kapı çalınabilir ümitle beklenen özlem bitebilir. Kusursuz fırtına herkesin kapısını hayatı boyunca bir kez muhahakkak çalmıştır sevgili dostlarım ama mühimi bu kusursuz fırtınadan kurtulmak ve şükretmenin ne kadar değerli bir armağan olduğunu bilmektir. Dostlarım bu yazımın sonunda sizlere birer müzik kutusu armağan ediyorum kapağını açıp müziği duyduğunuzda işte o sizin melodiniz olacak ve bu melodi de kalplerinizde saklı kalan sevgi tozunu bu eşsiz evrene serpmenize yardımcı olacaktır. Unutmayın gözlerinizi kapayın ve müzik kutunuzu açın ve herkes için ayrı bir melodi olan müziği dinleyin SESLENİŞİN verdiği huzur, mutluluk ve esenlikle kalın bu fani dünyanın değerini bir kez daha anlayın.

Sevgi ve Saygılarımla Erez EGILMEZ

14

Jun

SESLENİŞ ‘’2’’

Bilgeler diyarında bir toplantı bu sabah yine ruhumda. Sayısız cümleler beynimde uçuşuyor anlatılması zorda olsa, anlatılması, anlaşılması gerekiyor. Yoksun edilmemeli insan bilgiyi, bilgeliyi paylaşmalı. Her insan zekidir zekâyı kullanmak ise ustalık gerekir. Yoktan var etmek en büyük başarıdır. Eğer bir insan ben her şeyi biliyorum diyorsa o insana şüpheyle bakmalı çünkü nasıl olur da benim daha şimdi öğrendiğimi bilebilir? Sesleniş insanlara binlerce kez olsa da anlar mı insanoğlu? Milyonlarca yıl geçmesine rağmen bu düzenin kuruluşunda var olmanın sebebini. Bulutların rengini, güneşin sıcaklığını, rüzgârın ılıklığını, sebep sayar mı neden böyle oldu diye? Şükür etmeyi kendine huy edinmeli zafer kazanmadan zafer sarhoşluğuna düşmemeli, sonucu bir görmeli ona göre tavır sergilemeli, kaybet meninde bir mertlik olduğunun unutmamalı. Hataları başkasında değil kendinde aramalı.

Asil olmalı insan. Ruhu sözleriyle okşamalı, güzel söz bilmiyorsa dinleyip öğrenmeli. Para için adam satmamalı. Yolda yürürken YÜCE RABBİMİZE şükretmeli. Şöyle bir durup zamanı 1 dakikalığına dondurmalı ve etrafına bakmalı, görmeli kendi haricinde milyarlarca canlının bu cennet dünyada var olduğunu ve anlamalı o zaman her şeyin sahibi olmadığını. Sadece sahip olduğu hazinenin ALLAH tarafından yaratılmış bedenine ruh olarak verilmesini. Zamanın çok uzun ama kendisi için kısa olduğunu anlamalı, bu kısalığı sevgiyle doğruluk ve dürüstlükle doldurursa mutlu olacağını bilmeli. Bilmeli ki ama maalesef gördüğüm kadarıyla sesleniş olsa da, olmasa da bilemiyor.

Erez Eğilmez der ki hayat çok kısa insanlar ne olursa olsun zor da olsa bir arada kalmalı birliğini bütünlüğünü korumalı, birbirlerine yardım elini uzatmalı seni seviyorum demekten korkmamalı çünkü sevgi değil midir bizi yaşama bağlayan. Umut ediyorum demeli bu hayat rüya olsa da gerçeği bizi ölümden sonra beklemekte olduğunu. İnsan ben daima sevebiliyorum demeli sevgi karşındaki insanın değil senin kalbinde yeşerecek bir filizdir. Hatırlamalı insan bugün günlerden neydi diye başkasına sormamalı kendi bilmeli bugün neler yapması gerektiğini. Yağmurlu bir günde olabilir, güneşli bir sabahta, fırtınalı bir gecede ama ne olursa olsun ertelememeli yapacaklarını. Kaybetmiş olsa da benliğini yerine getirebileceğini, tekrardan her şeyin düzelebileceğini unutmamalı. Yüce RABBİMİZ bize hem iyiyi hem de kötüyü gösterdi. Seçimi biz yaparız iyiyi seçersek Dünya Nimetleri bazen zorlu bir yolun sonucunda da olsa bize bir mükâfat olarak gelir. Kötüyü seçersek yolun sonu bir daha aydınlanmayacak karanlıktır. Kim ki o karanlık yola girerse bilmeli ki şeytan onun ruhunu esir alacaktır. Kalbinde kim varsa bilinmek istenir çizilecek rota, gözler kimi ararsa kalplerde onu düşünür. Ruhlarınız sevgi dolu kalsın, üzülmeden, süzülmeden ve yok olmadan.

Sevgi ve Saygımla

Erez EGILMEZ

05

Jun

İNSANLIĞIN EVRENE BAKIŞ ANLAYIŞI

İnsanlık açısından bakıldığında ahlak diğer alanlardan biraz farklı bir içerik taşımaktadır. Her ne kadar felsefe de insan edimlerine kurallar koymaya çalışsa da onlardan farklı olarak temek kavramları da araştırır. Bu açıdan bakıldığında iyi-kötü davranış, özgürlük, istenç (irade), vicdan, sorumluluk, haz, ödev, erdem, genel ahlak yasası, ahlaki eylem, ahlaki karar gibi kavramların içeriği doldurulmaya çalışılır.

Ahlak öncelikle davranışları iyi ve kötü ayırmaya çalışmaktır. Her ne kadar toplumun çoğunluğunca olumlu olarak karşılanan davranışlara iyi diğerlerine de kötü dense de iyi-kötü her zaman ve bakış açısına göre değişebilmektedir. Kaldı ki insan davranışlarının iyi-kötü değerlendirmesinin yapılması da tek başına yeterli olmamaktadır. Bir davranışın ahlakın konusu içine girebilmesi için bireyin farklı davranışlardan birini seçme özgürlüğünün olması gerekmektedir. Bu seçme özgürlüğüdür ki bir davranışı ahlakın konusu içine almaktadır. Seçme özgürlüğünün ve istencinin olmadığı bir davranış için bireyi iyi-kötü diye nitelemek doğru olmayacaktır. Tıpkı hayvanların davranışlarının iyi-kötü diye nitelendirilemeyeceği gibi.

Ahlaki kavramlar insan edimleri üzerine değerlendirileceği içindir ki; insan davranışlarının psikoloji bilimi açısından ele alınmasında yarar vardır. İnsan hayatının en önemli meselesi olan hayır ve şer, diğer ifadeyle doğru ve yanlış kavramlarının incelenmesi insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanın erdeme ulaşması fikri, eski çağlardan günümüze kadar irdelenmiş bir konudur. Erdeme ulaşma isteği beraberinde insan hayatına da belli düzenlemeler getirmiştir. Sonuç olarak insanın yapması gerekenler veya yapmaması gerekenler, kısacası doğru ve yanlışlar ortaya çıkmıştır. Merkezinde doğru ve yanlışların ne olduğu ifade edilen sistemler kurularak insanın erdeme ulaşma problemi çözülmeye çalışılmış, fakat temeldeki bazı eksik anlayışlardan dolayı bu problem asrımıza kadar çözülememiştir. Çözülemediğinin en büyük delili ise 20. yüzyıl insanlarının içinde bulunduğu ahlak çıkmazıdır. Bu problemin en büyük nedeni, doğru ve yanlış kavramlarının toplumlar arasında hatta insanlar arasında dahi değişiklik göstermesidir. Modern psikolojiye göre mutlak doğru kavramı teolojik bir ifade olup gerçek hayatta geçerli değildir. Mutlak doğrular yerine esneklik gösterebilen rölatif doğrular vardır. Bilim de bu rölatif doğrular üzerine kurulmuştur. Doğruların değişken, rölatif olduğu bu sistemde netice olarak ahlak kavramı da kısmen keyfileşmiştir. Objektif olarak geçerli olabilecek bazı temel doğrulardan bahsedilebileceği ifade edilse de, bu doğrularda da insiyatifin insan elinde olması, kısacası kuralları koyanın da uygulayanın da insan olması, yani mermer ve heykeltıraşın bir olması uygulamadaki keyfilikleri arttırmıştır. Sistemin merkezinde insan vardır; çünkü modern psikoloji otoriter ahlak anlayışına şiddetle karşı çıkmaktadır. İnsanlık, bir güç otorite tarafından hazırlanan sistemlere tabi olmanın olumsuz sonuçlarını Rönesans ve reform öncesinde görerek anlamış, otorite tarafından hazırlanan kuralların yanlış olduğunu görmüş ve oluşturacağı ahlak sisteminin merkezine insanı yerleştirerek, her şeyi, insanın mutluluğunu, huzurunu ve güçlerini geliştirerek mükemmel olmasını sağlayacak şekilde düzenleme gayretine girmiştir. Hümanist ahlak anlayışı olarak kabul edilen bu sistemde insan için iyi olan iyi, kötü olan ise kötüdür. Dolayısıyla doğru ve yanlışların tespit edilebilmesi için, öncelikle insanın ne olduğu sorusuna cevap verilmelidir. Biz insanoğlu kendimizin kim olduğunu nasıl yaratıldığımızı beynimizi kullanmamızı ve kalbimizi sevgiye doğrultmamız gerektiğini biliyor muyuz acaba? Tüm evrenin yaratıcısı yüce ALLAH kavramını ne kadar anlıyoruz? İnsanoğlunun inandığı dinler yâda inanmak istedikleri bizi yaşama ne kadar bağlıyor işte bütün bunların cevabını hep birlikte bir düşünelim.  Her kez birbirleri hakkında atıp tutuyor kimse kimseyi tanımadan karşılıklı birbirleri hakkında söylenmeyecek sözler sarf ediyorlar. Neden? Evet, bu beş harften oluşan kelimenin cevabı acaba Ben kavramımı. Oysaki 

Ben EREZ EGILMEZ ‘’Biz’’ kavramını seviyorum bence sizde sevin çünkü Ben demek yeri gelince insanı yalnızlığa itebilir. Ama BİZ demek inanın sizi başarıya götürebileceği için egolarınızdan da kurtulmanın en güzel unsurudur. Bu arada da BİZ kavramını seçerseniz belki başkalarına çamur atmaktansa o başkalarının bulunduğu ortamda sizde olduğunuzdan dolayı ahlaki anlamda konumunuzu bilirsiniz.

Bir başka önemli husus ise şudur: İnsanın kemali denge ve teadülünde saklıdır, yâni yapısında mevcut bulunan onca yetenekler arasında meydana getireceği dengedir onun kemali. Kamil insan, yapısındaki onca yeteneklerden yalnızca birine eğilim göstermez, diğer yeteneklerini ihmal edip herhangi bir yeteneğine önem vererek yalnızca onu geliştirmez, kâmil insan bütün yeteneklerini gereğince kullanıp onları uyumlu ve dengeli bir şekilde geliştiren insandır.  Uyum diyoruz; çünkü insanın kemale erebilmek için bütün yeteneklerini kullanması ve bunların hepsini geliştirmesi yetmez; bu kullanım ve geliştirimin uyumlu olması da şarttır.

 Kaç kişi gerçekten ben kimim sorusunu kendine sorup tevazu göstererek bunun cevabını aynaya kendi yüzüne bakıp cevaplayabilir?     Eğer bu sorunun ve soruların cevabını biliyorsanız İNSANLIĞIN EVRENE BAKIŞ ANLAYIŞI kavramını beyinlerinize ve kalplerinize kendi renklerinizle yazmış olursunuz.

Sevgi ve Saygılarımla Bütün Renklere Şükranlarımla

EREZ EGILMEZ

02

Jun

BİR DOSTA RESİM HEDİYE, HAYATIN FIRÇA SÜSLEMELERİYLE

Günümüze kadar insanlık tarihinde hayattan şikâyetçi olduk. Biz insanlar her zaman bu hayatı suçlarız. Biz sanki hatasız kullarız ya suçlamak için bir sebep ararız ve buluruz. Hiçbir şey bulamazsak bu hayatımıza suç buluruz. Aslında biz insanlar bir resim çizmeye doğduğumuzda yani dünya ya geldiğimiz de başlarız hayatı yaşadıkça çizimlerimiz ve fırça hareketlerimiz sürer. Çizdiğimiz resim son nefes verdiğimiz anda bitmiştir. Biz bu resmi yaparken silgi kullanmayız. Bu resim de hayallerimiz, yaşadıklarımız, yaşananlar ve bizi üzenler üzdüklerimiz her şey olur; aslında her insanın kabaca bakarsak resmi aynı gibidir. Nasıl insanlar mutlu ve üzgün oluyorlarsa bu durumları yüzlerinden okunuyorsa o resimlerden de okunmaktadır. Resim sergilerine gidelim ve bakalım şu film karelerine neler oluyor şu âlem de nelerle karşılaşmak zorunda kalıyoruz. Bu ressamlar genelde hayatı suçlamıştır. Bir söz vardır. “GÜNAH KEÇİSİ SEÇMEK GEREK” Biz insanlar ya evladımızı yâda anne ve babamızı bunlarda olmazsa hayatı suçlarız. Ama hayat bizim çizdiğimiz bir resimdir. Bu gerçeğe gözümüzü kapalı tutarız görmek istemeyiz. Çünkü kendimize suçlamak ya da özeleştiri yapmak istemeyiz. Hayatı çizmek resme kendi duygularımızla dökmek çok özel ve insanı mutlu kılan bir özelliktir. Bir de çok sevdiğiniz biri sizden resim yapmanızı isterse o size verilmiş en büyük mutluluktur. Benim hayatımda çok ama çok sevdiğim bir dostum var ve dün gece bana benim için bir resim yapar mısın dedi, çok özel bir gününde ona hediye vericim yaptığım resmi. O hayata çok farklı bakan, ruhunun derinliklerinde göstermediği fakat kabinde saklı tuttuğu bir özel hazineye sahip. O hazine benim dostumu gerçek insan yapıyor. Bense onun hayatını yapacağım resimde tualimde kullanacağım renklerle ve fırçamın çizgileriyle onun hayatına ömür boyu mutluluklar diliyorum.

SEVGİYLE YOLUN AYDINLIK SAYGIYLA RUHUN SONSUZ MUMUTLULUĞU BULSUN

EREZ EGILMEZ

23

May

SESLENİŞ

VE YÜCE RABBİMİZ SÖYLE SESLENDİ BENİM RUHUMA;

Gözlerinin Gördüğü Bütün Alabildiğini, Hissedebildiklerini Ben Yarattım. İnsanoğluna Bu Dünyayı Cennet Kıldım Eksiksiz Ve Kusursuz Bir Hayat Bahşettim. Onlar ki Bu Kadar Güzelliğin Ve Yüceliğin İçinde Kendilerinle Savaş Etmeyi, Birbirlerinin Benim Verdiğim Ve Sadece Benim Alabileceğim Canlarını Almaya Başladılar. Oysaki Onlara Sınırlı Bir Hayat verdim ki Kendilerinin Ve Bu Yaşamın Kıymetini Bilsinler Diye.  Bakıyorum Ki Şimdi Kendilerini Kaybettikleri Gibi Tüm Canlıları Da Katletmeye Başladılar.

Ve Allahü Teâlâ Şöyle Buyurdu;Ben Benim Yarattığım Kalplere Sevgi Verdim Oysa Onlar Bunu Kötüye Kullanıyorlar. Kim ki Benim Kalplere Serpiştirdiğim Sevgiyi Alır Yanlış Yönlere Saptırırsa Beyinlere Nifak Tohumu Serperse Bilineki Onlar Benim Ruh Verdiğim Bedenlerinde Huzur Bulamayacaklardır.

Niçin Size Uykuyu Verdim Ruhunuz Dinlensin Güneş Battığında Karanlığın Gölgesi Rüyalarınızı Aydınlatsın Diye, Sabah Olduğunda Güneşin Işıklarıyla Yeni Günde Karanlıkla Aydınlığın Farkını Seçesiniz Diye. Oysaki Bazılarınız Bu Farkı Algılayamadı Karanlığı Kendine Dost Bildi. Güneşin Doğuşunu İzle Ve Birde Batışını Benim Yarattığım Tüm Canlı Varlıklar Hissedebilir ki O Güneş Size Hayat Veriyor O Güneş Benim Size Evrendeki Diğer Yaşanamaz Dünyamsı Olan Nice Büyüklüklerden Farklı Bir Işık Saçıyor Sizi Yakmıyor O Güneş Bu Dünyaya Hayat Veriyor Benim Sayemde Siz Ey İnsanoğlu Durun Ve Durun Ve Durun Allah’ın Adıyla Şükredin Bunca Yaptığınız Tüm Kötülüklere Rağmen Hala Bu Sabah Uyanabiliyorsanız Demek ki Benim Affedici Ve Sizleri Yaşatıcı Kıldığım Dokunuşum Hala Üzerinizde. Özlemleriniz Çok Yakında Geri Verilecektir.  Başarılar Bilineki Birbirini Alt Ederek Değil Birbirlerinize Destek Olarak Geri Gelir. Kötülük Kıyamete Yaklaşan Bir Yoldur, İyilik İse Benim Sizlere Bahşettiğim Bu Dünyada Manevi Huzura Ereceğiniz Bir Olgudur. Sadece Sevin Ve Sevinki Sizlerde Sevilesiniz Ben Sizleri Severken Sizler Nasıl Başkaları İçin Kötülük Düşünebilir Onlar Hakkında Kötü Sözler Sarf edebilirsiniz. Bu Hakkı Ben Size Vermedim ki Sizler Bir Başkasına Veresiniz. Saygıyı Kusur Etmeyin Dedim; Görüyorum ki Kendinize Saygınız Kalmamış Böyle Olursa Nasıl Başkasına Saygılı Olabilirsiniz. Bu Sabah Ben EREZ EĞILMEZ Hissederek Bunları Yazdım Beni Yaratan Yüce Allah’ın Bana Verdiği Ruhla Ve Kalbimdeki Sevgiyle Sizler Bunları Olurken Bir Kısmınız Biliyorum Sevgiyle Gülümserken Bir Kısmınızda Başka Bir Gözle Okuyup Başka Sözler Sarf edebilirsiniz Ama Unutmayın Dünyayı Farklı Gözden Görmek Sizleri Kaybolmuş Benliğinize Geri Getirecektir İnsanların Kendiniz Gibi Olmadıkları İçin Asla Yargılamayın Renkler Irklar Ve Görünüşler Her Ne kadar Farklıda Olsa Tüm Âdemoğlu İnsandır Ve Birdir. Eğer Bir gün Kızıp ta Birine El Kaldıracak Ve Kötü Sözler Sarf edecek Olursanız Unutmayın O Kaldırılan El Diğer İnsana Değil Sizi Yaratan Yüce Varlığadır Ki Çünkü O Yüce Varlık Rahman Ve Rahim Adıyla İnsanı Yani Bizleri Yarattı. Unutmayın Bugün Dünyanın Neresinde Olursanız Olun Her Ne Yaptıysanız Yapın Ama Gözleriniz Açıp Yeni Güne Merhaba Diyebiliyorsanız Ve Bir Dakikalığına Geçmişinizi Sorgulayabiliyorsanız Ve Geleceğe Sevgi Tohumları Atabilecekseniz Tanrı Bağışlayıcıdır. Benim Bana Yapılan Tüm Kötülükleri Ve Yanlışları Bağışladım Gibi.

Sevgiyle Dolu Bir Güne Merhaba Olsun Beni Yaratan Allah Sizlere En Güzel Olguları Kalplerinize Ve Benliğinize Versin Gülümseyin Tüm Zorluklara Rağmen Çünkü Bu Hayat Herşeye Rağmen Yaşamaya Değer. Sevgimle Saygımla Ve İnancımla Allaha Emanet Olun.

EREZ EĞİLMEZ

13

May

ÜÇ SİLAHŞÖRLER

Atalarımız ne demiş bir elin nesi var iki elin sesi var. E bir de üçüncü el eklenince kim tutar seni. Demeye çalışıcım ama nerde parmakla sayacak kadar az var gerçek dost olup birbirini koruyan kollayan yardım eden gücüne güç katıp birlikte çalışan ya da mücadele eden.

Şimdi size bugün kısada olsa bir özetle üç silahşorlari anlatayım sonrada niçin bugün bu konudan bahsettiğimi söyleyerek sözlerimi bitireyim.

   Yıl 1926, yer Fransa’da Meung kasabası. Öyle bir yer ki, kavgasız, gürültüsüz bir gün görmek mümkün değildir. Herkes herkesle kavga edebilir. Sadece Kardinal ’in adamlarına karşı gelinemez. Onlarla kavga etmek, başına belayı satın almak demektir.

“Şen Değirmenci” hanı yakınında yine bir kavga olduğunu Öğrenen halk, hemen oraya akın etti. Kavgaya sebep olan, her halinden Gaskonya’Iık akan, yeni çocukluktan çıkmış bir gençti.

Genç adamın adı D’artanyan idi. Babası, altına yaşlı ve komik görünüşlü bir at, beline uzun bir kılıç, eline de bir tavsiye mektubu yazarak, bundan sonra kendi yolunu çizmesi gerektiğini belirtmiş ve oğlunu bu kasabaya yollamıştı.

Genç adam, atı ve kendisi ile alay edenlere karşı kavga ediyordu. Ancak, karşısındakilerin çokluğu karşısında yenildi ve kafasına yediği darbeler sonucu bayılıyordu.

Hancı ve adamları, genç adamın cebinden babası tarafından şövalyelerin kumandanı Mr. Treville’e hitaben yazılmış tavsiye mektubunu bulunca, telaşa kapılıp, hemen aldılar. Genç adam, iyileştiğinde hancının parasını vermek için elini cebine attığında, mektubun çalındığını fark etti. Bunun hesabını sormalıydı. Paris’e yaklaştığında atını sattı ve yaya olarak şehirden içeri girdi. Kalabileceği bir oda tuttuktan sonra, Mr. Treviîte’yi bulmak için dışarı çıktı. Mr. Treville hemen hemen kralın en yakın dostu sayılırdı. Adamları, sadece kendisinden emir alırlar; hiç kimseden çekinmezlerdi. D’artanyan, Mr. Treville’nin konağının avlusundan içeri girdiğinde, en azından elli altmış kadar şövalyenin bir arada bulunduğunu gördü. Bunların bir kısmı aralarında konuşuyor; bir kısmı ise kılıç talimi yapıyordu. Aralarından geçerek, kendisine yol gösteren hizmetlinin yardımı ile Mr. Treville’nin odasına girdi.

Bu arada, Mr. Treville, Aratnis ve Portos isimli iki silahşoru, kardinalin adamlarıyla kapışıp esir düştükleri için eleştiriyordu. Athos’u da çağırın diye bağırıyordu. Biraz sonra, Athos gayet kararlı adımlarla içeri girdi. Ancak, yaralı olduğu için, düşüp bayıldı. Mr. Treville hemen kralın doktorunun çağrılmasını emretti. Biraz sonra, D’artanyan ile ilgilendi. Delikanlı, başından geçenleri ve tavsiye mektubunu çaldırdığını anlatınca, Mr. Treville’nin o kişiyi tanıdığını anladı. Mr. Treville’nin kendisi için Akademi müdürüne yazmış olduğu tavsiye mektubunu alırken, birdenbire konağın avlusunda kendisinden mektubu çalan adamı görüp, “işte, o” dedi ve fırladı. Kapıdan çıkarken, birisine çarptı. Özür diledi ise de, karşısındaki kabul etmedi. Bu biraz evvel bayılan ve yaralarını yeni sardırmış olan Athos’tan başkası değildi. Onunla, düello için saat on bir de sözleştikten sonra, hızla koşmaya devam etti. Ancak, bu defa da Protos’a çarptı. Bu arada adamı da gözden kaybetmişti. Protos’a da saat on üçe randevu vererek, koşmasına devam etti. Ama adam ortadan kaybolmuştu. D’artanyan “amma şans, ha” dedi kendi kendine. Haklıydı. Aynı gün, en ünlü iki tane silahşörle tartışmış, mektubunu çalan adamı elinden kaçırmıştı. Tüm bunları düşünürken, daha önce tartıştığı silahşörleri gördü. Onlara doğru yaklaşırken, bu defa da çarpıştığı da Aramisle bir mendil meselesi yüzünden tartıştı ve onunla da saat on dörtte, düello için randevulaştı.

“Herhalde Ölümüm bir şövalye elinden olacak” diyordu. Paris’te hiç tanıdığı olmadığı için, düello yerine yalnız başına gitti. Athos, kendisinden önce gelmişti. Biraz sonra, Athos’un şahitleri olarak, Aramis ve Protos’ da geldiler. Her üçünün de birbirinden habersiz D’artanyan ile dövüşecekleri belli olmuştu. İlk olarak, Artos ile D’artanyan dövüşmek için kılıçlarını çekmişlerdi ki, birden, Kardinal’in adamlarının geldiklerini gördüler. Adamların hedefi, “Üç Silahşörler” idi. Kardinal ‘in adamlarının geldiğini gören üç arkadaş, hemen onlara karşı savunma vaziyeti aldılar. D’artanyan da hayatını değiştirecek karan vermekte gecikmedi ve onların yanında yerini aldı. Birlikte, kardinalin adamlarına karşı dövüştüler ve onları yendiler.

Artık, dost oldukları için düelloyu falan unutmuşlardı. Mr. Trevılîe’nin konağına geldiklerinde, şefleri herkesin önünde onlara kızdı. Yalnız kalınca da “Kardinalin adamlarına iyi bir ders verdikleri için” onları tebrik etti. Böylece, D’artanyan’da göstermiş olduğu cesaretten dolayı, şövalyeler arasına kabul edilmiş oldu. Artık, dört arkadaş hep birlikte dolaşıyorlardı.

D’artanyan’ ev sahibi karı koca Bönasyoler, her yönüyle saray entrikalarının içinde bulunuyorlardı. Kocası Kardinalin, hanımı ise Kraliçe’nin hizmetindeydiler. Kardinal, Kral ve Kraliçenin aralarını bozmak için çalışıyordu. D’artanyan, bütün bunları karı kocanın konuşmaları sırasında öğrenmişti.

Yine bir gün, bu konuşmalardan kraliçenin zor durumda olduğunu öğrendi. Madam Bönasyö ile konuşarak, kraliçenin iyiliği için zor bir görevi üstlendi. Hemen gidip, durumu Mr. Trevİlle’e anlattı. Mr. Treville, diğer üç arkadaşı da yanına alarak birlikte gitmelerini söyledi. Böylece, kahramanlarımız Londra’ya gitmek için yola çıktılar. Yanlarında, D’artanyanın uşağı Planşe’ de vardı. Yol engellerle doluydu. İlk olarak, karşılarına çıkan bir silahşor, Portos’u düelloya, davet etti. Diğerleri, zamanları çok sınırlı olduğu için, arkadaşlarını beklemeden yola devam ettiler. Yine, kurulan bir pusu neticesinde, Aramis ağır yaralandığı için, onu da bırakmak zorunda kaldılar. Çünkü kraliçenin şerefi her şeyden önemliydi. Konakladıkları bir handa, Athos’u “Sahte para sürmek” suçundan tutukladılar. Artık, D’artanyan ve uşağı yollarına yalnız devam etmek zorundaydılar. Neticede, D’artanyan ve uşağı, bütün engellere rağmen Londra’ya varıp, Birmingham Dükü’nü buldular. Ondan, kraliçenin kutudaki mücevherlerini alarak, Paris’e döndüler. Kraliçe, balo gecesi, mücevherlerini takarak salondaki yerini alınca, kardinal bir kere daha yenildiğini anladı. Balo sonunda kraliçe, Madam Bönasyö vasıtasıyla D’artanyan’ ı çağırttı ve ona bir yüzük hediye etti. D’artanyan, geride bıraktığı arkadaşlarını bulmak için, uşağı ile birlikte yeniden Paris’ten çıktı. Hepsi bıraktığı yerlerde idiler. Sadece Aramis’in yarası halen iyileşmemişti. Athos’un ise suçsuzluğu anlaşılmıştı. Sonuçta, dört arkadaş yeniden Paris’e döndüler.

D’artanyan, Paris sokaklarında gezerken, bir gün, yüzü yaralı adamın yanında bulunan Miladi isimli kadını, bir konaktan çıkarken gördü. Hemen takibe başladı. Bayanın arabası bir yerde durdu ve genç bir adamla tartışmaya başladı. D’artanyan bayana yardım teklif etti. Fakat tartıştığı kişi kardeşi olduğu için Miladi bu teklifi kabul etmedi ve arabasına atlayarak oradan uzaklaştı. D’artanyan ile yabancı adam tartışmaya başladılar. Bu adam, aynı zamanda, kumarda Athos’u yenen kişinin ta kendisiydi. Akşam, saat altıda düello etmek için, sözleştiler.

Vakit geldiğinde, dört arkadaş, düello yerine gittiler. Rakipleri dört tane “soylu” İngiliz’di. Kılıçlar çekildi. Sonuçta, D’artanyan ve arkadaşları, soyluları yendiler. D’artanyan rakibi olan Miladi’min kardeşinin hayatını bağışlayınca, o da, D’artanyan’ı kucaklayıp, dostluğunu teklif etti. Sonra da, şövalyeyi alıp, kardeşinin evine götürdü.

Şövalye Winter, aslında Miladi’nin kardeşi değil, kayınbiraderi idi. Miladi, ondan kurtulmak ve böylelikle tüm mirasa tek başına konmak istiyordu. Bu nedenle, şövalyenin kardeşini öldürmemiş olmasına seviniyor görünmekle birlikte, aslında, böyle bir dertten kendisini kurtarmadığı için, ondan nefret ediyordu. D’artanyan, tüm bunları, kendisini seven hizmetçinin, sakladığı dolaptan, ikisi arasında yapılan konuşmalar neticesinde öğrenmişti. Şimdi, daha fazla dikkatli olması gerektiğini biliyordu. Bu arada, Miladi ona bir yüzük de hediye etmişti. Athos, D’artanyan’ın parmağındaki yüzüğü görünce dikkatlice baktı. Bu, kendi annesinin yüzüğü idi.

D’artanyan, dayanamayarak yine de Miladi’nin evine gidiyordu. Bir gün, onun omzundaki mahkûmlara vurulan damgayı görünce, Miladi ona, öldüresiye saldırdı. D’artanyan evden dışarı kendisini zor attı. Olanları Athos’a anlattığında, bu kadını, Athos’un çok yakından tanıdığını anladı. Yüzüğü iki bin liraya bir Yahudi’ye satarak, hem ihtiyaçları olan parayı temin ettiler, hem de Athos’un yüzüğü her görüşte üzülmesinin önüne geçtiler. Kral Xlll. Lui’nin emriyle,  La Rochelle Kalesi kuşatılacaktı. Bu kuşatmaya, şövalyeler de katılmışlardı. D’artanyan neşeli bir halde atının üzerinde giderken, Miladi’nin İki tane kötü suratlı adama kendisini gösterdiğini fark edememişti. Nitekim bir müddet sonra bu iki kişinin silahlı saldırısına uğradı. Ancak, uyanıklığı ve çevikliği sayesinde sadece şapkasını deldirerek, bu saldırıyı atlattı.

Ancak, bir gün sonra yine saldırıya uğradı. Bu defa, iki saldırganı da etkisiz hale getirmeyi başardı ve Miladi’nin bu adamları görevlendirmiş olduğunu öğrendi. Bir gün silah şörlerimiz, gezinti halinde iken, Kardinale denk gelirler. Kardinal yine gizli bir iş peşinde olduğundan, şövalyelerin kendisini görmesinden hoşlanmamıştır. Tedbir olarak onları da yanında götürmeyi düşünür ve şövalyelere bunu söyler. Şövalyeler kabul ederler. Geldikleri handa, istirahat halinde iken, Kardinal ile Miladi’nin konuşmalarına tanık olurlar. Kardinal, Miladi’den Birmingham Dükü’nü öldürmesini istiyor; o da, buna karşılık, D’artanyan’ı öldürme iznini alıyordu.

Athos, Kardinal gittikten sonra, Miladi’nin kaldığı odaya girdi ve onun eski karısı olduğunu gördü. “Şeytan” diyerek, silahını çekti ve Kardinal’in imzasını taşıyan yazıyı elinden aldı. Kardinalin imzasını taşıyan kâğıtta: “Bu kâğıdı taşıyan işi benim emrimle ve devletin kurtuluşu için yapmıştır” diye yazıyordu. Ancak, Miladi yapacağını yaptı ve tutuklu bulunduğu cezaevinden, kendisine âşık ettiği koruması yüzbaşı tarafından kaçırıldı. Yüzbaşı, aynı zamanda Birmingham Dük ‘ünü öldürmeyi de başardı. Miladi tarafından kullanıldığını anlayıncaya kadar İş işten geçmiş, tutuklanmıştı.

Miladi ise cinayetlerine devam ediyordu. Madam Bönasyö’yü Öldürdüğünde, D’artanyan ve arkadaşları yine geç kalmışlardı. Nihayet, Miladi’yi konakladığı bir handa ele geçirmeyi başardılar. Miladı, kurulan mahkemede yargılandı ve idama mahkûm edildi. Kahramanlarımızı ise bekleyen yeni maceralar vardı.

 

İşte böyle anlayana bu yukarıdaki hikâyenin özeti çok şey anlatıyor. Demek oluyor ki yola daha yeni çıktık kim bilir bizi ne maceralar bekliyor olacak bu hayatta mühim olan dost satmamak, gerekirse ölesiye mücadele etmek e biz bu devirde ÜÇ SİLAHŞÖRLER değiliz ama bir kalpte atan ÜÇ RUHUZ.

Bazıları derler sefamız olsun ben deyim ŞANIMIZ olsun.

Yine Sevgi ve Saygılarımla Kusurum Olduysa Af ola.

EREZ EGILMEZ