Esquire Theme by Matthew Buchanan
Social icons by Tim van Damme

23

Feb

EREZ EĞİLMEZ’DEN BİR AVUÇ SEVGİ

Merhabalar yine sizlerle beraberiz bildiğiniz üzere şubat ayı dünyada milyonlarca insan için çok önemli neden mi? 14 Şubatta ondan KOSKOCA 24 saat ve tek bir gün SEVGİLİLER GÜNÜ yeterde artar demiyorum tabi ki yetmez ama günümüz dünyasında yetiyor sanırım.

Sizlere bir avuç sevgi vermeden önce 14 Şubat nereden geliyor kısaca anlatıyım.

3. yüzyılda Roma İmparatoru II. Claudius her erkeğin asker olmasını istiyordu. Her erkeğin asker olmasını sağlamak için tüm imparatorlukta evliliği yasaklamıştı. II. Claudius imparatorlukta Hristiyanlığı da yasaklamış ve Hristiyanlar için ölüm emri çıkarmıştı.

Bu emre uymayanlar arasında sonradan aziz olarak anılacak olan Valentinus vardı. Valentius Hristiyan olduğu için yakalanmış ve hapse atılmıştı. Hapishane gardiyanlarından biri Hristiyanlar arasında anlatılan mucizelere inanarak kardeşi olan doğuştan gözleri görmeyen Julia’yı, gözlerini açabilir umuduyla Valentinus’un yanına gizlice getirdi. Julia zeki ve güzel bir kızdır. Valentinus’u ziyaretleri sayesinde roma tarihi, doğa ve Hristiyanlık konularında pek çok şey öğrenir. Bu ziyaretlerden birinde Julia sorar:

- “Valentinus, Tanrı gerçekten dualarımızı duyar mı? Her sabah ve her gece ne için dua ettiğimi biliyormusun? Görebilmek için dua ediyorum, senin bana anlattıklarını görmeyi çok istiyorum.”

Valentinus;

- “Tanrı bizim için en iyi olanı yapar, yeter ki buna inanalım.”

Beraberce duaya başlarlar. Birden hücrenin içerisi altın renkli bir ışıkla aydınlanır ve Julia haykırır;- “Valentinus, görüyorum, görüyorum.”

Ertesi gün Valentinus’un ölüm emri gelir, Aziz Julia’ya son bir not yazar, Tanrı’ya hep yakın olmasını öğütler ve notun altını “Senin Valentine’ından” diye imzalar. Mektup, ertesi gün Julia’ya ulaşır, o günün tarihi 14 Şubat 270’dir.

Aradan 226 yıl geçtikten sonra Vatikan, Valentin’e “aziz” ünvanı vermiş. Valentin’in ölüm günü, böylece Sevgililer Günü olmuştur.

Gününün duyulmasını ve çoğu insan tarafından kutlanmasını sağlayan şey Massachusetts?den Esther Howland ilk sevgililer günü kartını basmasıyla oldu.

1847 yılında dantel süslemeli kartları seri halinde üretip, babasının kırtasiye dükkânında satmaya başladı. Kartları o kadar çok beğenildi ki ticari hayatında iyi iş yaparak zengin emekli oldu.

Gel gelelim o gün bugündür dünyada 14 Şubat sevgililer günü olarak kutlanmaya başladı.

İşte böyle sevgili okuyucularım

Aşk’la baş edecek gücünüz yoksa bu yolda gerçekten yürümeye kalmayacaksınız ve sizin yüzünüzden de kimsenin canını yakmayacaksınız. Unutmayın aşk hassastır, aşk kırılgan bir porselen vazo gibidir yanlışlıkla bile düşse paramparça olur.

Acaba insanın kime, kimlere karşı sevgisi olmalı ve vardır. Elbette öncelikle kendini yaratana karşı büyük bir sevgisi olmalıdır. İnsan Rabbini bilecek, tanıyacak, O’nun kendisinden beklediği kulluk görevlerini yapacaktır ve onu çok sevecektir. En yakınında ailesi, onlardan hemen sonra diğer insanları sevecektir. İşte o zaman sevgi yani gerçek sevgi ortaya çıkar. Sevgi, sevmek, âşık olmak bir insan için en kutsal hazinedir. Çünkü bu kutsal hazine sayesinde bu fani dünya ancak ve ancak cennet olabilir. Onun için sevgili dostlar sadece bir günde değil yani 14 Şubatta değil Seviyorsan; bugün sor bugün ara, yarına; kim öle kim kala. Çocuk sorar; Baba senin hiç sevgilin oldu mu? Babanın cevabı; Tek sevgilim oldu “Allah”. Ya annem? Baba gülümser; O bana sevgilimin hediyesi.

Sevdiklerinize zaman ayırın, yoksa zaman sizi sevdiklerinizden ayırır. Güzel bir gülü, güzel bir geceyi, güzel bir dostu herkes ister. Önemli olan gülü dikeniyle, geceyi gizemiyle, dostu tüm derdiyle sevebilmektir. Çıkarsızca ruhunuzun derinliğinden gelen o eşi benzeri olmayan sevgiyle. Sevgili dostlar bilir misiniz? Mutlu insanlar; her şeyin en iyisine sahip olanlar değil, sahip olduklarını kaybetmeyecek kadar çok sevenlerdir. Tabi yine günümüzde çok sevmek değer biçilen bir olgumu orası da muamma. Bazen çok önemsiz olarak gördüğümüz şeyleri önemli olduğu halde isteksiz yapıyoruz içimizde olan sevgiyi de böylece yok ediyoruz oysaki her yaptığımız işte her söylediğimiz sözde bir avuç sevgi olsa hayatımızda kim bilir neler değişir.

Onun için sevgiyi, sevmeyi, sevilenleri ve sevgiliyi bir güne sığdırmayın anımsaması 14 Şubat olsun ama sürmesi bir ömür boyu.

Şimdi tutun sevdiklerinizin ve sevdiğinizin elini, gözlerini içinde bakın ve avuçlarının içine bir tutam sevgi koyarak SENİ SEVİYORUM AMA SADECE 14 ŞUBATTA değil bir ömür boyu deyin.

Sevgi kalplerinizi saygı ömrünüzü süslesin

Kalın sağlıcakla Görüşmek üzere

Erez EĞİLMEZ 

SOCHI RUSSIA OLYMPİCS GAME 2014

There were human doves twirling to Tchaikovsky, ballerinas waltzing with Tolstoy, and a prolonged roar for a Russian team wearing the coolest of fur-lined coats.

On a chilly night along the shores of the Black Sea, Russia welcomed the world to the Sochi Olympics on Friday with a giant embrace that was equal parts elegant, awkward and Putin.

The three-hour opening ceremony at Fisht Olympic Stadium highlighted the beauty of the Russian culture and strength of the Russian spirit. But it did little to lift the cloud of uneasiness hanging over a Games that began amid protests over Russian anti-gay laws and fear over terrorism. Somehow it seemed fitting when a set of floating snowflakes suddenly transformed themselves into Olympic rings — but only four of them. The fifth snowflake never changed.

Russian television viewers, however, saw all five rings, as the show’s producer Konstantin Ernst recognized the malfunction shortly before it occurred and immediately ordered an image from rehearsals to be transmitted in its place.

"It would be ridiculous to focus on the ring that would not open," said Ernst later. "It would be silly."

During a ceremony that officially began the competition for 3,000 athletes competing in 15 sports, there were many other unvarnished moments of richness and regret. Both were experienced by a U.S.A. contingent that marched into the stadium wearing loud sweaters composed of so many different bits of stars, stripes and rings, they looked like a patriotic stock car.

The Russians stole that show, as their athletes marched into the arena wearing colorful blue and red coats and fur caps while music thumped and 40,000 fans rose to their feet to cheer and flash blinking blue lights. The ovation, march and music lasted

for several long minutes. It felt like Staples Center when the Lakers take the court.

There were also loud cheers for the cool and dancing bobsledders from Jamaica, the Bermuda-shorts wearing contingent from — where else? — Bermuda, and the heavily bundled and extremely honest group from Iceland.

"Many think that because our country’s name is Iceland, it is a country of snow and ice, but it isn’t," said flag bearer Saevar Birgisson, a cross-country skier. "Iceland has never won a medal in the Winter Olympics and we will not win in Sochi either."

All were welcomed by a largely Russian crowd that seemed genuinely delighted by the experience. Unlike crowds in other Olympics, they clapped for everyone, booed nothing, and remained in their seats through the post-show fireworks.

"We are proud to have the privilege to host the entire world," said Dmitry Chernyshenko, president of the Sochi 2014 Organizing Committee.

They were hosts with a sense of humor, as the pre-show featured the Red Army Choir MVD, in full uniform, singing Daft Punk’s Grammy-winning hit, “Get Lucky.” They were also hosts with a sense of their own controversies; the pre-show included a song by the Russian pop duo t.A.T.u., two women who are nationally famous for kissing in one of their music videos.

A subsequent tour through Russian history began with the hopeful image of a young girl being carried aloft by a kite. Giant balloons adorned with tops represented famous Russian cathedrals, and Peter the Great rowed furiously across a floor that had been transformed into the Baltic Sea. At times it felt like Disney’s It’s a Small World ride, only bigger.

But there was also a moment when all the lights turned red and a huge, menacing hammer, sickle and bust of a worker floated across the arena in an ode to the country’s Communist past. Some spectators audibly gasped at a representation that was once a cause of great fear and intimidation.

Through it all, the indoor arena was occasionally struck by fake snowfall that turned into a blizzard by consistent and overwhelming blasts of cold air that chilled spectators unprepared for outdoor conditions. Well, not all the spectators. Those sitting with Putin were given bright blue blankets that they all wore uniformly on their knees.

The Olympic Charter dictated that Vladimir Putin, as the host country’s president, could only utter one public sentence — “The 22nd Olympic Winter Games in Sochi I declare open,” he said in Russian.

That didn’t stop IOC President Thomas Bach from making remarks that seemed aimed at Putin’s policies, as he delivered a lengthy speech during which he said, “Olympic Games are never about erecting walls to keep people apart. Olympic Games are a sports festival embracing human diversity in great unity.”

The evening ended with the giant torch lighted by legendary hockey goaltender Vladislav Tretiak and figure skater Irina Rodnina, who together carried the flame outside the arena and stuck it into what looked like a giant tail section of an airplane. A glow and roar ensued and later, on their way back to the buses and trains, fans huddled around it in awe.

For months, these Olympics have frustrated and dismayed. At the end of their first night, finally, they warmed.

15

Nov

CUMHURİYETİN 90. YILI KUTLU OLSUN

Sevgili kardeşlerim, Binlerce yıllık Osmanlı imparatorluğunun devamında kurulan, milyonlarca şehit kanıyla ıslanmış bu cennet vatan topraklarından adeta gökyüzünde bir yıldız gibi parlayan, Türkiye Cumhuriyetinin 90 yılını bu yıl esaretin bedelinden kurtularak, güçlü dünya devletleriyle aynı kulvarda yer alarak ve yatırımlarıyla göz kamaştıran bir ülke olarak kutluyoruz. Bu en büyük bayram kutlu olsun.

Tarih kişilerden ve kişilerin yarattığı olaylardan bahsederek gelecek insanlarını aydınlatan, bilgilendiren en büyük gerçektir.

Şanlı tarihimiz Osmanlı ve onun ardından Mustafa Kemal Atatürk, onun silah ve dava arkadaşları tarafından kurulan Yeni Türkiye Cumhuriyeti 90. Yılını bugün büyük bir onur ve gururla kutlamakta.

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk Yeni devlet kurulduktan sonra az zamanda çok büyük işler yaptık diyerek gelecek nesillere önemli bir mesaj iletmiştir. Onu bugün şükranla ve onurla bir kez daha anıyoruz Ruhu şad olsun.

Ancak onun ilettiği bu mesaj ondan sonraki yıllarda pek yerine ulaşmasa da, kurduğu yeni devlet, yeni cumhuriyet zaman zaman darbeler ve bambaşka amaçlar uğruna sekteye uğrasa da. Son yıllarda ulusumuzun Türkiye toprakların da yaşayan tüm inançlı vatandaşlarımız ve güçlü Hükümetimizin yaptığı azimli çalışmalarla; Az zamanda Çok işler yaptık sözünü bir kez daha ortaya çıkarak gözle görülür büyük başarılara imza atılmıştır.

İşte böyle bir günde yapılan bu başarılar sadece bir başlangıç ve yapılacaklarda gelecek nesillere büyük bir armağan olacaktır.

Yürüdüğümüz bu başarı yolunda geçmişte olduğu gibi günümüzde de yolumuza nifak tohumları ekerek engeller çıkarmak isteyenler hüsrana uğrayıp tarih sayfalarında yerini alacaklardır.

Hiçbir kuvvet gelişmemizi toplumun her kesimine verilen özgürlüklerimizi ve dünya lideri olma yolundaki çabalarımıza gem vuramayacaktır.

‘’Başarı imanda İman çalışmakta ve iman ise zekâda mevcuttur’’

Bu mevcudiyetimiz Bugün Cumhuriyetimizin 90. Yılını kutladığımız ahenk ve şevkte olduğu gibi Cumhuriyetimizin 100. Yılını kutlayacağımız 2023 yılında da devam edecektir.

 

‘’Ne mutlu bizlere, Ne mutlu bu cennet vatan TÜRKİYE CUMHURİYETİNDE yaşayan insanım diyebilen tüm vatandaşlarımıza’’

 

 

Bayramınızı Kutlar Hayırlara Vesile olmasını dilerim.

Sevgi ve saygılarımla

Erez EĞİLMEZ

İNSANOĞLU SADECE İNSAN OLMAK GEREKİYOR BU DÜNYADA BUNU UNUTMA

Farkındalık değil gerçekleri görebilmektir hayata bakış açımız. Yollar ayrı olabilir ama aynı olan insanoğludur.

Duruşlar önemlidir bu dünya da, nerde durduğun değil nasıl ve ne şekilde istifini bozmadan durabilmektir önemli olan.

Tanıdığın yâda tanımadın bir insan hakkında sana sorulmadan öyleydi böyleydi diyorsan kim bilir sorulduğunda ne dersin? İster misin bir başkası senin hakkında kötü konuşsun yâda konuşulduğunda sen ne dersin? İnsan insanı ancak kanunlar çerçevesinde yargılayabilir ve görevi icabı hüküm verebilir. Diğer yargılama ve karar verme ancak biz değerli insanoğlunu dünyaya getiren Yüce ALLAH’A aittir.

Bizler hala bu dünyanın fani, ebedi hayatın sonsuz yaşam olduğunu idrak edemiyorsak vay halimize o zaman.

Yürekli olmak gerekir inandığı değerlerin peşinden korkusuzca gitmek için, başkalarının gururunu incitmeden, ben buyum diyebilmektir insan olabilmek. Kavga etmeden tartışmayı, menfaat beklemeden paylaşmayı, özlediğinde ulaşmayı, kötülüğü iyilikle karşılamayı bilmek gerekmektedir sevgili insanoğlu. Yoksa sizce bir değeri var mıdır bu dünyada yaşamanın sorarım sizlere.

En kötüsü de nedir bilir misiniz sevgili dostlar insan başkasına kızar hıncını başkasından alır ise bu affedilmeyecek en büyük günahtır.

Önce kendini, sonra etrafında olan her şeyi sevmek gerekiyor varsın olsun sizi sevmesinler bir gün gelir sizi sevmeyenler değerlerini kaybettiklerinde sizin değerli olduğunuzu anlarlar. Bu bile büyük bir kazanımdır insanoğlu için.

 

Paraya tapmanın adı zenginlik, cinselliğin adı aşk olmuş ise insanoğlunun varlığından beri bu dünya da ve hala değişmedi ise değiştirmenin zamanı bu yorgun dünyada gelmiş demektir sevgili insanoğlu.

Asıl zenginliği yüreğidir insanın. İhtiyacı olana elindekinden verebiliyorsa, oda bana verir demeden paylaşıyorsa bu bizlere bahşedilmiş en büyük hediyedir yüce ALLAH tarafından bunu asla unutmayın. İnsanoğlu umut, sevgi, bilgi dağıtabilecek kadar yüreğe sahip ise bu onun en büyük mutluluğu ve zenginliğidir. Bunu asla unutmayın ve bu yüzden kimsenin kalbini gereksiz yere kırmayın.

Erez Eğilmez söyle der dostlarına: İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkar oldular oysa sevmek tüm dünyevi işlerin kapısını açan altın bir anahtardır bu kapı bir kez açıldı mı bir daha kapanması olanaksızdır.

Savaşlar, silahlar, ölümler, iftiralar, intikamlar, açlık, sefalet, ilkel ırkçılık, dini bağnazlıklar, kan, kin, nefret, bütün bunlar beni hayal kırıklığına uğratsa da; her şeye rağmen insanları güzel düşlemekten vazgeçmiyorum. Çünkü insanları yeryüzünün en değerli varlığı olarak Yüce ALLAH yaratmıştır, nasıl ALLAH’IN yarattığı diğer insanları sevmekten vazgeçebiliriz. Vicdan, adalet, merhamet ve sevginin, insanı insan eden ögelerin en başında geldiğini unutmayarak yaşayalım bu fani dünyayı değerli insanoğlu kardeşlerim.

Kin ve nefret bizleri birbirimizden daha çok koparıp götürür. Durgun denizlerde yüzmek varken dalgalı okyanuslar da gereksiz yere yüzmeye mücadele etmeye ne gerek var. Tabi ki zamanı gelince fırtınalı ve dalgalı okyanuslarda yok alabilmeli insanoğlu ama sadece yeri ve zamanı gelince.

Ey insanoğlu şunu asla unutmayın, tabiatı güneş aydınlatır, insanı da bilgi. Bilgi eğer iyinin ve vicdanın hizmetinde ise hakça paylaşım ve adalet olur. Yoksa haksızlık, vicdansızlık, zulüm ortaya çıkar. Buda biz insanoğlunu bitmeyecek bir sonsuz savaşa sürükler.

İnsanın inancına, diline, kültürüne, bilincine, düşüncelerine, görüşüne karşı çıkarak, baskı uygulayarak hakaret ederek bir yere varmaya çalışan insanoğlunu anlamakta güçlük çekiyorum ve onlar için üzülüyorum çünkü inanın onlar ne yaptıklarının farkında değiller.

Tertemiz bir suyu bulandırmak ne kadar kolaysa, bir insanı dininden, inancından, görüşünden, renginden, dilinden, tipinden dolayı, hor görmek, küçük düşürmek, aşağılamak, iftira atmak da belki o kadar kolaydır. Ancak bunları yapmak insanoğlunu şeytana dönüştüreceği gibi Yüce Allah katında asla affedilmeyecek bir suç teşkil edecektir.

Severek yaşamak güzeldir dostlarım. Severek yaşamanın güzelliğini ve önemini fark edenler de güzeldir. Dünyada bir şey olabilmenin ötesinde çok daha önemli bir şey var aslında; hep dediğim gibi insan olabilmek. İnsan olabilmenin koşulu ise, yüreğinde sevgi taşıyabilmek, kim olduğumuzu nereden geldiğimizi ve nasıl yaratıldığımızı iyi idrak edebilmektir.

Erez Eğilmez şöyle der: Var olduğum kadar var isim sizlerde var olduğunuz kadar varsınız.

Saygıda kusur ettiysem af ola sevgide yanlış yaptıysam yok ola.

BİZLER İNSANIZ VE İNSAN OLMAYA DEVAM EDELİM

EREZ EĞİLMEZ

Erez Eğilmez’den Politik Açıklama ’ Eskiden Türk Milleti Izdırapla İnlerdi ‘

Eskiden korkardı yaşayanlar aman ha tek taraflı fikir dışına çıkmayalım darbe olur demokrasi 50 yıl geriye gider insanların başı ipte asılır diye Türkiye’de. Şimdi darbeler tarihe gömüldü, korkmayın güzel günler bizleri bekler.

 

Eskiden bir kargaşa sürer giderdi yok başı açık yok başı kapalı. Şimdi tarihe gömüldü isteyen açar isteyen de istediği şekilde kapar ve böylelikle bu konuda kapanıp gider. Eskiden değil çok eskiden de değil 20 yıl önce gençlerin metroya binmesi 1 saate gideceği yeri 15 dakikaya gitmesi hayaldi, ama 60 sene öncesi medeni diğer ülkelerde yeraltı treni vardı siz düşünün diğer hükümetlerin bizde niye yapmadığını? Ama şimdi metroda var ve 29 Ekimde asrın projesi Marmara ray oda var olacak hayırlara vesile olsun. Eskiden Atatürk 1930 lu yıllarda ülkeyi demir ağlarla ördük dedi ve ardından vefat eti. Allah rahmet eylesin ondan sonrakiler onu anlayamadı ve o demir ağlara yeni yeni bir demir nede yemi bir hat ilave etti siz düşünün o vahim durumu.

 

Ama şimdi 11 yıldan beri ülke gerçekten yeniden demir ağlarla örülmekte ve 29 Ekimde o demir ağlar Ankara’yı İstanbul’a 3 saatte bağlayacak ve çok yakın gelecekte ise İzmir’e Antalya’ya VE CENNET KARADENİZ’E Şimdi bakın ülkeyi gerçekten demir ağlarla kim örüyor. Eskiden okumak için ey sevgili gençler bütün Anadolu düşerdi yollara gelirdi İstanbul’a İstanbul üniversitesine hukuk okumaya siyasi bilimler okumaya doktor olmaya tabi ki bundan önceki hükümetlerde üniversite açtı bir iki tane ama bakın 11 yıldan beri Ak parti hemen hemen ülkenin her şehrine bir üniversite açtı hayırlara vesile ola.

 

Türkiye de 20 sene önce turizim yatırımları ve otel sayısı gelen turist belli iken bugün dünya ile yarışır hale geldik bu bir başarı değil 12 yılladan beri yapılan üstün bir çabanın sonucudur

 

Bu ülkede eskiden devlet adamları giderdi AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİNE KARŞILARINDA O ÜLKENİN DEVLET ADAMLARI AYAK AYAKÜSTÜNE YÂDA MASANIN KENARINA OTURMUŞ BİZİMKİLER AYAKTA ONLARI DİNLER GERİ DÖNERDİ.

 

Ey sevgili gençler birileri geldi buna haykırdı gidildiğinde o ülkelere adam gibi ağırlandı yeri gelince masaya vurup hayır dedi yeri gelince kalkıp geri geldi.

 

Bir zamanlar, Türkiye haricinde tüm dünya ülkelerinde içki kullanma yasası varken bizde yoktu. Keşke 50 yıl önce o ülkelerle birlikte bizde de olsaydı, bugün gençler kalkıp deha ne olduğunu anlamadan içki yasaklandı demezdi olay çıkarmazdı. Ama onların gençlerin ve anlamayanların suçu değil daha bu kanun nedir bilinmez iken bazı kendini bilmez kişiler ve medyanın manşetlerde ve televizyonlarda Ak parti içkiyi yasaklıyor demesi buna yok açtı. Şimdi içki nerede yasak söyleyin bana sadece medeni ülkelerde olduğu gibi bizde de aynen o kurallara düzenlemelere bağlandı.

 

Eskiden değil daha 20 sene öncesi Devlet hastanelerine gittiğinizde içerisi çamur batak toz duman Allah kurtarsın ne haldeydi. Eczaneler de kuyruk ilaç almak bir savaş alanıydı. Şimdi tam yerine oturmasa da sağlık alanında gözle görülür büyük ilerlemeler sağlandı.

 

Eskiden gelsin IMF versin para borçlansın Türkiye ve keyifle viskisini yudumlasın faiz lobisi. Hadi yürüyün be IMF tarihe kavuştu. Horoz olup borç para yumurtlamaz oldu. Diplomatlar korkardı başka ülkenin siyasilerine kızmaya laf söylemeye aman kırbaç gösterirler diye Türkiye’ye. Şimdi o devirler bitti diplomatlar adam gibi adam oluverdi.

 

12 yılda olan gerçek olumlu gelişmeleri buradan yazsam belki saatler sürerdi benim amacım şu idi. Eskiden Türk milleti ıstırapla inlerdi zalim generallerin darbeleri ile başlar giderdi. Halkın iradesi geldi bu rejime dur demesini bildi ve yepyeni bir Türkiye Güneş gibi doğdu.

 

Belki yapılanlar yeterli değil ama durmak yok yola devam her şey bu güzel vatan için her şey bu ülkede yaşayan tüm vatandaşlarımız için

 

 

GÜNÜNÜZ HAYIR OLA HAFTANIZ BU GÜZELLİKLERE VESİLE OLA

 

 

SEVGİ VE SAYGILARIMLA

 

 

EREZ EĞİLMEZ

26

Apr

GÜNÜN VECİZELERİ

HIRSINIZI BİR KENARA BIRAKIN DÜŞÜNCELERİNİZİ KIZGINLIKLA DEĞİL SEVGİYLE DİLE GETİRİN SAVAŞIN YIKIM OLDUĞUNU HER YIKIMIN ARDINDAN DÜNYAYA BARIŞIN GELDİĞİNİ UNUTMAYIN MİLYARLARCA YIL ÖNCE HAYATIN BAHŞEDİLDİĞİ BU DÜNYA NİCE SAVAŞLAR NİCE YIKIMLAR GÖRDÜ AMA HER ZAMAN BU YIKIMLARDAN NİCE MEDENİYETLER DOĞDU DİNLER İNSANOĞLUNU AYRIŞTIRICI DEĞİL BİRLEŞTİRİCİDİR BUNU ASLA AKLINIZDAN ÇIKARMAYIN SÖZLER İĞNELEYİCİ DEĞİL OKŞAYICI OLSUN TERBİYE BİR SANATÇIYA VE TÜM İNSANLIĞA YAKIŞAN EN BÜYÜK UNSURDUR KİŞİ TERBİYESİYLE GÖNLÜNÜN KAPILARINI KARŞISINDAKİNE AÇAR . TERBİYESİZLİK İSE SONU BELLİ OLAN UÇURUM YOLUDUR. BAKIYORUM DA KİŞİLER NEFRET SÖYLEMLERİYLE DOLU OYSA Kİ NEFRET SİZİ İÇTEN İÇE YEYİP BİTİRİR. BU SÖYLEMLERİNİZİ BİR KENARA BIRAKIN HER TAŞIN ALTINA SOKULAN EL BİLİNİZ Kİ HER YILAN TARAFINDAN ISIRILMAZ. YILANDA BİR CANLIDIR NASIL Kİ AKREPTE CANLI BİR VARLIKSA. SÖZLERİMİN VE BU YAZDIKLARIMIN ARDINDA GÜZELLİKLER SAKLIDIR BUNU ASLA UNUTMAYIN SEVGİ YOLU İSE SONSUZLUĞA VARIŞIN ALTIN ANAHTARIDIR.


SEVGİ VE SAYGILARIMLA 
EREZ EĞİLMEZ

24

Apr

KİMSİN SEN YOKSA İNSAN MI?

Varlık olabilmek varlığını hissetmek ya da kısacası var olabilmek. Merhabalar diyerek bu yazıya başlamak değil bütün marifet NEDİR O ZAMAN MARİFET? Marifetin içinde yer alan unsurlarda olabilmek. Bilmece gibi oldu ama çözene bilmece armağandır bu hayatı anlamak.

 

Milyarlarca yıl önce yüce Allah evrende şu anda üzerinde canlıların ve bu canlılar arasında insanların da yer aldığı bu cennet dünyayı yarattı.

Ve milyarlarca yıl sonra şimdiki zaman yaratıldıkların içinde en akıllısı ve bir o kadarda en canisi ya da acımasızı mı desem artık herkes kendine göre bir isim versin insanoğlu.

Mutlu bir günde yüzüne baktığım insanın mutsuz bir günümde yüzüme bakmasını isterim doğal olarak sizlerde istersiniz sanırım.

Ama sanmakla olmuyor bu işler tam tersi oluyor mutsuzluğunuza sevinenler çok bu devirde. Başarınıza toplum önünde alkış tutanlar karanlıkta küfür yağdıranlar devri bu zaman.

Günümüzde şarkılarda bile yer almış yat kalk yat kalk ve devamı tabi ki bunlarda saklı insanoğlu.

Şükürler olsun ki bir derdim yok alkışlanma isteğim ise hiç yok. Kişi aynada gördüğünün yansımasıdır derler, şükür aynaya bakmasını hiç sevmem. Ben insanın gözünün içine bakarım ve karşımda ki gözümün içine gerçekten bakabiliyor mu diye amenna bakabiliyorsa işte niçin aynaya bakmasını sevmediğimi siz anlayın. Çünkü karşımdaki benim aynam unutmadan camı kırık aynaları da hiç sevmem adamın gözü parlayacak cinlikten değil,  sevgiden ve ruhundaki saklı kalmış güzelliklerden parlaması gerekiyor.

İnsan toplumsal olan bir varlıktır. Toplumun var olması demektir. Çok boyutlu üreten tüketen icat eden, yapan, yıkan yok eden guruplar halinde yaşayan varlıktır. Toplumsal yaşamayan kendini boşlukta hisseder. Gruplar halinde bir birine ihtiyaç duymaktadır. İnsanın düşünce yeteneğiyle içgüdü yapısı öbür canlılara uymaz yüce Mevla diyor ki biz insanları boylu poslu yaratıp yücenin yücesi kıldık.

Şimdi ne mutlu insanım diyene o zaman.

Uzunda olsa kısada, roman sonun da biter. Bir film gibi bir tiyatro sahnesinde sergilenen oyun gibi. Sonu olmayan sonsuzluk içinde yer almak ancak bu fani dünya da yaşadıklarımız yaptıklarımız ve mükâfatını iyi ya da kötü olarak alacağımız öbür dünyada mevcuttur. Çünkü sonsuzluk orasıdır. Bakıp ta yeşili görmek lazım. Bakıp ta denizi seyre dalmak lazım. Zaman zaman bir sandala binip kürek çekmek lazım. Kıskançlık yerine sevgi tohumları atmak lazım toprağa, yeşermesini görmeleri lazım gelecek nesillerin. Yok etmemek lazım düzeni barışı sağlamak lazım insanca yaşayabilmek için. Hayatı sevmek lazım bir daha elde edemeyeceğimiz geçmişi hatırlamak için.  Bazen yüreklere su serpmek lazım serinleyebilmek, alın teriyle kazanılmış değerleri korumak için. Sevgiye inanmak küsmemek lazım hemen dostluğu yaşatabilmek için. Sende fazlası varsa sokağa çöp olarak atmamak için başkalarıyla paylaşmak lazım. Koklamak lazım tenin kokusunu ayırt etmek için diğerlerinden o nu ne kadar çok sevdiğini.

Sevmek kadar sevilmek te lazım terazide tartabilmek ve dengeye oturtabilmek için insan ilişkilerini. Sadece kendi türünü değil diğer canlı varlıkları da sevmek lazım bu dünyanın onlara da ait olduğunu anlamak için.

Gönül çelen değil, gönül almak lazım bazen hatalarının af olabilmesi için.

Baktığımda bazen melekler görüyorum etrafım da.

Baktığımda bazen ise şeytanlar var sağımda solumda.

Onun için zaman zaman soruyorum Kimsin sen yoksa insan mı?

Cevabını alabildiğim zaman insan oluğumu hissediyorum ve karşımdakinin de insan olduğunu görebiliyorum.

O zaman siz değerli insanlar sevgiyle anılın saygıyla insan olarak kalmaya devam edin.

Görüşmek üzere

Erez EĞİLMEZ

09

Apr

Yollar…

HAYATTA EN SEVDİĞİM KİŞİYE BU ŞİİRİ ARMAĞAN EDİYORUM. SEVGİ VE AŞK BU DÜNYADAKİ EN ÖNEMLİ UNSURDUR UMARIM SEVGİLER YÜREĞİNİZDE SONSUZ OLUR


YOLLAR

TAŞRA KASABASINDA BİR DELİKANLI, GÖZLERİ YAŞLI
YÜRÜR YOLDA AKLINDA SEVDALISI
MÜZİK GELİR BİRYERLERDEN KULAĞINA AHKAMI SAKLI
YOLLAR UZUNDUR BİTMEK BİLMEZ, DELİKANLI ANILARIYLA SAKLI

BAHARMI GÜZMÜ BELLİ DEĞİL, MEVSİMLER SANKİ BİRYERLERDE SAKLI.
DELİKANLI YÜRÜR KALBİ YARALI, YOLLAR UZUN BİTMEK BİLMEZ SANKİ SAKLI
UZAKTA BİR DAĞ ZİRVESİ YARALI


BİR KOKU YOLLARDA SAF,TEMİZ,ETKİLEYİCİ
DAĞDA AÇAN KARDDANEL ÇİÇEĞİNİN TA KENDİSİ
ODA VAKİTSİZ AÇMIŞ BELLİKİ YÜREĞİ YARALI
TAŞRA KASABASINDA BİR DELİKANLI KARDANEL GİBİ ODA VAKİTSİZ YARALI


DELİKANLI YÜRÜR YÜRÜR YÜRÜR
YOLLAR BİTMEZ
SORAR BİR KÖYLÜ NEREYE EY DELİKANLI

CEVAP VERİR DELİKANLI YÜREĞİMİN GİTTİĞİ YERE SEVDALI SEVDALI

EREZ EĞİLMEZ
YÜREĞİ SEVDAYLA YANANLARA ARMAĞAN OLSUN

KARA YAĞMUR

Kimi insanoğlu gün başladı mı diye soru yöneltirse bir başkasına, bilin ki gidişatta bir yanlışlık var demektir. Neden iki gözümüz var diye düşündünüz mü hiç? Yâda iki kulağımız. İnsan mekanizmasının biri olmazsa diğeri olması gerektirdiği için. İki elimizin olduğu ve iki ayaklı olduğumuz için daha doğrusu dört ayaklılardan ayırt olalım diye.

Dünyaya geliş sebebimiz her yaratılan canlı varlığın bu düzende bir göreve tabi olup, yeri geldiğinde zamanı ve yerini yüce Allah’ın bizi bu dünyadan alıp sınava tabi tutacağı esas yaşama götürmesi.

Biz insanoğlu aynı kanı aynı canı taşıyan varlıklar olarak aynı ceninden dünyaya geliriz. Hangi ırk hangi tene sahip olursak olalım hepimiz biriz bulunduğumuz coğrafya ve ırksal yapıya göre farklılık göstersek te türsel olarak biriz. Sadece beyinsel olarak farklı yüreklerimizdeki hissiyat kadarsa ayrıyız.

İşte buda bizi insan kılan en büyük özelliğimiz. İnsan insan derken artık içime Erez Eğilmez olarak bir çekincenin başladığı bu devirde: Hayvanların insanlaştığı yoksa insanlığın hayvanlaştığı bir düzene mi giriyoruz. Korkularım yokken kişilerin bireysel olarak bencillikleriyle tün dünya düzenini nerdeyse yıkacak bir konuma geldiği bir döneme mi giriyoruz diye dün gece düşünmeye başladım. İnsanlık nereye doğru gidiyor dedim. İki gözümüz var ya birini kapatıp sağa baktığımda kötülük, savaş, yıkım. Diğerini kapatıp sola baktığımda ise bencillikten başka bir şey görmemeye başladım acaba bunları sadece ben mi görüyorum yoksa sizlerde aynısını görüyor musunuz merak içindeyim doğrusu. Yukarıda bahsettiğim iki kulağımın birini kapadığımda ise kişiler hakkında ne övücü sözler diğerini kapadığımda aynı kişiler hakkında aynı kişilerden ne kötü sözler. En iyisi iki kulağımı kapatıp kendi hayal dünyamda sessizliğe mi bürünsem demeye başladım. Sadece iki elim uyurken yüreğime avuç içlerimi birleştirerek huzur içinde uyumak istiyorum sizce çok mu fazla? Ne çok geceler var bu dünyada nede çok gündüzler ancak değerini bilmeden yaşadığımız saatler de var tabi değerini bilerek zamanın nasıl çabucak geçtiğini anlamadan yaşadığımız günlerde olmuyor değil. Küçükken yağmurda koşmayı çok severdim gökyüzünden bardaktan boşalırcasına tertemiz akan yağmur nede güzeldi sırılsıklam ederdi adamı birde üstüne yüreğinizde taşıdığınız saf bir sevgi varsa işte o yağmur insanı bilinenden bilinmeyene sürükleyen bir mucize oluverirdi. Zaman geçti büyüdüm yağmuru çok severim hala ama ne hacet dışarda yağmur altında yürümeye hele deliler gibi koşmaya. Gökyüzü küsmüş meğerse yeryüzüne haber vermeden. Geçenlerde bir çıkıyım dedim dışarıya yağmur değil çamur yağdı gökyüzünden yeryüzüne sonra kuşlar kulağıma fısıldadı çok zor görürsün Çocuk yürekli Erez Eğilmez dediler bana korkarcasına ve ürkerek kanat çırpıp uzaklaştılar çünkü onlarında kanatları o çamurları kaldırıp uçacak güçte değildi. Benim nasıl olsun hem de kanatlarım yokken hemen uçamam ya kalbimdeki yarattığım dünyaya.

Böylelikle işte dostlarım dün geceden beri artık Kara Yağmur yağmaya başladı dünyaya, pardon belki de benim dünyama.

İçinde yaşadığınız ve yaşattığınız dünyanız umarım hep güzel olur pardon bakamısınız tanışmış mıydık diyebileceğinizde bir yüz hatıralarınızda hep umarım sonsuza dek yer alır. Hadi şimdilik bu yazıma son veriyor sevgiyi yüreklerinizde saygıyı avuçlarınızda hürmetle taşıyın diyorum hoşçakalın.

EREZ EĞİLMEZ

SADECE GÖZLERİMİN İÇİNE BAK

Öncelikle merhaba, güzel bir kelime değil mi, merhaba? Güne güzel başlamak için çok önemli, sonrasında gün devam ettiriyor zaten; sen istesen de istemesen de olacakların önüne geçemiyorsun !

Hepimiz gözler ve iletişimdeki önemiyle ilgili iyi kötü bilgiye sahibizdir. ”Gözümün içine baka baka yalan söyledi” gibi sözler geçmiş tecrübelerin dile getirilmesidir. Hatta heyecan veya aşırı alkol tüketimi söz konusu olunca göz bebeklerinin büyüdüğünü de çoğumuz duymuşuzdur. Gözü pek olmak, gözlemek, göz gezdirmek, gözlerini dikmek, dört gözle beklemek, gözünü sevmek, göze almak, gözlerini alamamak, gözleri parlamak, gözü aydın olmak, gözünü karartmak, gözden kaybolmak, gözlerine inanamamak, dünyaya pembe gözlüklerle bakmak. Tüm bu deyimler gözlerin nelere kadir olduğunu anlatmaya çalışır. Ne gözlermiş yahu zaten insanın başına ne gelirse o gözlerden gelir, Ah o gözler ah deyip, gülümsüyorum işimden dolayı, yıllardan beri dünyayı dolaştım durdum, ne gözler gördüm ne gözler. Hani derler ya gözler kalbin aynasıdır çok doğru ama dikkat edilmesi en önemli konu: o gözler ne söylüyor adama, ya da kadına, işte işin püf noktası bur da ! Bunu anladın mı kurtuldun anlamadın mı yandın kardeşim.

Artık insanlar usta olmuşlar; herkes usta ama ne ustası, işinin ustası değil sömürme ustası, kandırma ustası, yalan söyleme ustası, riyakâr ustası, adam tavlama ustası, kadınlar bunu iyi bir ustalıkla yapıyorlar ya da yaptıklarını sanıyorlar. Kadınlar ustalığı farklı taraflarıyla uyguluyorlar, erkekler ise ustalığı yarattıkları karakterle oynuyorlar. Yahu biride çıkıp, ‘usta bakıyorum sana ama öğrenebileceğim bir şey yok senden, niye beni çırak olarak aldın yanına’ deme cesaretini göstermiyor. Usta oyuncu olunca çırak ne yapsın dimi canım benim. Ama adam ustalaşmış bu işte aynı şekilde, kadınlarda hakikaten çok ustalar var öyle bir inanıyorsun ki sonra kendinden tereddüt ediyorsun. Hay Allah ne yaptım ben çok üzülüyorum içim yandı vah anam vah ne hallere düştük, hadi yürü.

Ama işin püf noktası bir, iki ve üç, bazılarına göre yarış başlarken söylenecek rakam, benim içinse üç’ten sonrası vede hem de silip atıp bir daha öbür dünya da karşılaşmamak derecesinde. Bakıyorum başlangıçta senden iyisi yok ne sözler, ne kelimeler, dünyalar benim, sonra bakıyorum; aptalım ya bilmiyorum başkasına da aynı itam ve hususi umumiye.  Ulan başlarım ben senin hususi umumiyene. En güzeli benim gibi sözü bıçak gibi kullanmak kelimeleri de adamın ya da kadının gözünün içine baka baka ona kurşun sıkmak. Aman şimdi başka bir husus böyle kişilere ne bıçak nede kurşun işliyor, olsun ya ben içime atmayıp boşalmasını başka türlü biliyorum ya dünyalar bana dar geliyor, dar. Geçenler de at hırsızlarından bahsettim, arkadaş pezevenklerinden bahsettim bu yazımda da etrafımda kadın, adam göz göre göre beni değil ama kendini kandıranlardan bahsetmek istedim, zavallı ve ucuz ve aciz ve ruh hastası kadınları sevmem, iki elbise giyip cebinde ancak topuklu pabuç ve ruj alacak parası olan, apartmanın alt katında oturup villa da oturduğunu söyleyen erkek kandıracak kadını da sevmem. Kadın dediğin ayaklarını üzerinde duracak öyle ya da böyle bir işi olacak. Erkeğini aşk için sevecek, hele şeytan ve kıskanç kadınlar sakın ha yanıma gelmeyin, alırım o içinde beyin olmayan aklınızı. Ey erkekler sözüm şimdi de hem cinsime ama tek bir söz Adam mısın? cevabını biliyorsan yanımdasındır, bilmiyorsan yukarda söyledim bir, iki ve üç.

İhanet, hayallere vurulan en ağır darbedir aslında insanoğlu için,

Issız bir sokakta yürüyen çocuğun korkusu kadar korkutur kalpleri,

Yalnızlık tam da böyle zamanlarda alır intikamını mutluluktan.

Gözyaşı kahkahadan

Ve ayrılık sevdadan

Son bulur sanıyorsan eğer bak gözlerimin içine,

Geçmişte bir şarkının dediği gibi bak yeşil yeşil

ANCAK ÖYLE BAKABİLİRSİN BAK GÖZLERİMİN İÇİNE

Sevgiyle kalın, saygıyla anılın.

Erez EĞİLMEZ

Ha unutmadan yazıya dip not: Adamım ya da Kadınım dediklerim avucumun içine yazdıklarımdır. Oh be ne rahatladım sizde umarım rahatlarsınız bu yazıyı okuduktan sonra.