Esquire Theme by Matthew Buchanan
Social icons by Tim van Damme

26

Apr

GÜNÜN VECİZELERİ

HIRSINIZI BİR KENARA BIRAKIN DÜŞÜNCELERİNİZİ KIZGINLIKLA DEĞİL SEVGİYLE DİLE GETİRİN SAVAŞIN YIKIM OLDUĞUNU HER YIKIMIN ARDINDAN DÜNYAYA BARIŞIN GELDİĞİNİ UNUTMAYIN MİLYARLARCA YIL ÖNCE HAYATIN BAHŞEDİLDİĞİ BU DÜNYA NİCE SAVAŞLAR NİCE YIKIMLAR GÖRDÜ AMA HER ZAMAN BU YIKIMLARDAN NİCE MEDENİYETLER DOĞDU DİNLER İNSANOĞLUNU AYRIŞTIRICI DEĞİL BİRLEŞTİRİCİDİR BUNU ASLA AKLINIZDAN ÇIKARMAYIN SÖZLER İĞNELEYİCİ DEĞİL OKŞAYICI OLSUN TERBİYE BİR SANATÇIYA VE TÜM İNSANLIĞA YAKIŞAN EN BÜYÜK UNSURDUR KİŞİ TERBİYESİYLE GÖNLÜNÜN KAPILARINI KARŞISINDAKİNE AÇAR . TERBİYESİZLİK İSE SONU BELLİ OLAN UÇURUM YOLUDUR. BAKIYORUM DA KİŞİLER NEFRET SÖYLEMLERİYLE DOLU OYSA Kİ NEFRET SİZİ İÇTEN İÇE YEYİP BİTİRİR. BU SÖYLEMLERİNİZİ BİR KENARA BIRAKIN HER TAŞIN ALTINA SOKULAN EL BİLİNİZ Kİ HER YILAN TARAFINDAN ISIRILMAZ. YILANDA BİR CANLIDIR NASIL Kİ AKREPTE CANLI BİR VARLIKSA. SÖZLERİMİN VE BU YAZDIKLARIMIN ARDINDA GÜZELLİKLER SAKLIDIR BUNU ASLA UNUTMAYIN SEVGİ YOLU İSE SONSUZLUĞA VARIŞIN ALTIN ANAHTARIDIR.


SEVGİ VE SAYGILARIMLA 
EREZ EĞİLMEZ

24

Apr

KİMSİN SEN YOKSA İNSAN MI?

Varlık olabilmek varlığını hissetmek ya da kısacası var olabilmek. Merhabalar diyerek bu yazıya başlamak değil bütün marifet NEDİR O ZAMAN MARİFET? Marifetin içinde yer alan unsurlarda olabilmek. Bilmece gibi oldu ama çözene bilmece armağandır bu hayatı anlamak.

 

Milyarlarca yıl önce yüce Allah evrende şu anda üzerinde canlıların ve bu canlılar arasında insanların da yer aldığı bu cennet dünyayı yarattı.

Ve milyarlarca yıl sonra şimdiki zaman yaratıldıkların içinde en akıllısı ve bir o kadarda en canisi ya da acımasızı mı desem artık herkes kendine göre bir isim versin insanoğlu.

Mutlu bir günde yüzüne baktığım insanın mutsuz bir günümde yüzüme bakmasını isterim doğal olarak sizlerde istersiniz sanırım.

Ama sanmakla olmuyor bu işler tam tersi oluyor mutsuzluğunuza sevinenler çok bu devirde. Başarınıza toplum önünde alkış tutanlar karanlıkta küfür yağdıranlar devri bu zaman.

Günümüzde şarkılarda bile yer almış yat kalk yat kalk ve devamı tabi ki bunlarda saklı insanoğlu.

Şükürler olsun ki bir derdim yok alkışlanma isteğim ise hiç yok. Kişi aynada gördüğünün yansımasıdır derler, şükür aynaya bakmasını hiç sevmem. Ben insanın gözünün içine bakarım ve karşımda ki gözümün içine gerçekten bakabiliyor mu diye amenna bakabiliyorsa işte niçin aynaya bakmasını sevmediğimi siz anlayın. Çünkü karşımdaki benim aynam unutmadan camı kırık aynaları da hiç sevmem adamın gözü parlayacak cinlikten değil,  sevgiden ve ruhundaki saklı kalmış güzelliklerden parlaması gerekiyor.

İnsan toplumsal olan bir varlıktır. Toplumun var olması demektir. Çok boyutlu üreten tüketen icat eden, yapan, yıkan yok eden guruplar halinde yaşayan varlıktır. Toplumsal yaşamayan kendini boşlukta hisseder. Gruplar halinde bir birine ihtiyaç duymaktadır. İnsanın düşünce yeteneğiyle içgüdü yapısı öbür canlılara uymaz yüce Mevla diyor ki biz insanları boylu poslu yaratıp yücenin yücesi kıldık.

Şimdi ne mutlu insanım diyene o zaman.

Uzunda olsa kısada, roman sonun da biter. Bir film gibi bir tiyatro sahnesinde sergilenen oyun gibi. Sonu olmayan sonsuzluk içinde yer almak ancak bu fani dünya da yaşadıklarımız yaptıklarımız ve mükâfatını iyi ya da kötü olarak alacağımız öbür dünyada mevcuttur. Çünkü sonsuzluk orasıdır. Bakıp ta yeşili görmek lazım. Bakıp ta denizi seyre dalmak lazım. Zaman zaman bir sandala binip kürek çekmek lazım. Kıskançlık yerine sevgi tohumları atmak lazım toprağa, yeşermesini görmeleri lazım gelecek nesillerin. Yok etmemek lazım düzeni barışı sağlamak lazım insanca yaşayabilmek için. Hayatı sevmek lazım bir daha elde edemeyeceğimiz geçmişi hatırlamak için.  Bazen yüreklere su serpmek lazım serinleyebilmek, alın teriyle kazanılmış değerleri korumak için. Sevgiye inanmak küsmemek lazım hemen dostluğu yaşatabilmek için. Sende fazlası varsa sokağa çöp olarak atmamak için başkalarıyla paylaşmak lazım. Koklamak lazım tenin kokusunu ayırt etmek için diğerlerinden o nu ne kadar çok sevdiğini.

Sevmek kadar sevilmek te lazım terazide tartabilmek ve dengeye oturtabilmek için insan ilişkilerini. Sadece kendi türünü değil diğer canlı varlıkları da sevmek lazım bu dünyanın onlara da ait olduğunu anlamak için.

Gönül çelen değil, gönül almak lazım bazen hatalarının af olabilmesi için.

Baktığımda bazen melekler görüyorum etrafım da.

Baktığımda bazen ise şeytanlar var sağımda solumda.

Onun için zaman zaman soruyorum Kimsin sen yoksa insan mı?

Cevabını alabildiğim zaman insan oluğumu hissediyorum ve karşımdakinin de insan olduğunu görebiliyorum.

O zaman siz değerli insanlar sevgiyle anılın saygıyla insan olarak kalmaya devam edin.

Görüşmek üzere

Erez EĞİLMEZ

09

Apr

Yollar…

HAYATTA EN SEVDİĞİM KİŞİYE BU ŞİİRİ ARMAĞAN EDİYORUM. SEVGİ VE AŞK BU DÜNYADAKİ EN ÖNEMLİ UNSURDUR UMARIM SEVGİLER YÜREĞİNİZDE SONSUZ OLUR


YOLLAR

TAŞRA KASABASINDA BİR DELİKANLI, GÖZLERİ YAŞLI
YÜRÜR YOLDA AKLINDA SEVDALISI
MÜZİK GELİR BİRYERLERDEN KULAĞINA AHKAMI SAKLI
YOLLAR UZUNDUR BİTMEK BİLMEZ, DELİKANLI ANILARIYLA SAKLI

BAHARMI GÜZMÜ BELLİ DEĞİL, MEVSİMLER SANKİ BİRYERLERDE SAKLI.
DELİKANLI YÜRÜR KALBİ YARALI, YOLLAR UZUN BİTMEK BİLMEZ SANKİ SAKLI
UZAKTA BİR DAĞ ZİRVESİ YARALI


BİR KOKU YOLLARDA SAF,TEMİZ,ETKİLEYİCİ
DAĞDA AÇAN KARDDANEL ÇİÇEĞİNİN TA KENDİSİ
ODA VAKİTSİZ AÇMIŞ BELLİKİ YÜREĞİ YARALI
TAŞRA KASABASINDA BİR DELİKANLI KARDANEL GİBİ ODA VAKİTSİZ YARALI


DELİKANLI YÜRÜR YÜRÜR YÜRÜR
YOLLAR BİTMEZ
SORAR BİR KÖYLÜ NEREYE EY DELİKANLI

CEVAP VERİR DELİKANLI YÜREĞİMİN GİTTİĞİ YERE SEVDALI SEVDALI

EREZ EĞİLMEZ
YÜREĞİ SEVDAYLA YANANLARA ARMAĞAN OLSUN

KARA YAĞMUR

Kimi insanoğlu gün başladı mı diye soru yöneltirse bir başkasına, bilin ki gidişatta bir yanlışlık var demektir. Neden iki gözümüz var diye düşündünüz mü hiç? Yâda iki kulağımız. İnsan mekanizmasının biri olmazsa diğeri olması gerektirdiği için. İki elimizin olduğu ve iki ayaklı olduğumuz için daha doğrusu dört ayaklılardan ayırt olalım diye.

Dünyaya geliş sebebimiz her yaratılan canlı varlığın bu düzende bir göreve tabi olup, yeri geldiğinde zamanı ve yerini yüce Allah’ın bizi bu dünyadan alıp sınava tabi tutacağı esas yaşama götürmesi.

Biz insanoğlu aynı kanı aynı canı taşıyan varlıklar olarak aynı ceninden dünyaya geliriz. Hangi ırk hangi tene sahip olursak olalım hepimiz biriz bulunduğumuz coğrafya ve ırksal yapıya göre farklılık göstersek te türsel olarak biriz. Sadece beyinsel olarak farklı yüreklerimizdeki hissiyat kadarsa ayrıyız.

İşte buda bizi insan kılan en büyük özelliğimiz. İnsan insan derken artık içime Erez Eğilmez olarak bir çekincenin başladığı bu devirde: Hayvanların insanlaştığı yoksa insanlığın hayvanlaştığı bir düzene mi giriyoruz. Korkularım yokken kişilerin bireysel olarak bencillikleriyle tün dünya düzenini nerdeyse yıkacak bir konuma geldiği bir döneme mi giriyoruz diye dün gece düşünmeye başladım. İnsanlık nereye doğru gidiyor dedim. İki gözümüz var ya birini kapatıp sağa baktığımda kötülük, savaş, yıkım. Diğerini kapatıp sola baktığımda ise bencillikten başka bir şey görmemeye başladım acaba bunları sadece ben mi görüyorum yoksa sizlerde aynısını görüyor musunuz merak içindeyim doğrusu. Yukarıda bahsettiğim iki kulağımın birini kapadığımda ise kişiler hakkında ne övücü sözler diğerini kapadığımda aynı kişiler hakkında aynı kişilerden ne kötü sözler. En iyisi iki kulağımı kapatıp kendi hayal dünyamda sessizliğe mi bürünsem demeye başladım. Sadece iki elim uyurken yüreğime avuç içlerimi birleştirerek huzur içinde uyumak istiyorum sizce çok mu fazla? Ne çok geceler var bu dünyada nede çok gündüzler ancak değerini bilmeden yaşadığımız saatler de var tabi değerini bilerek zamanın nasıl çabucak geçtiğini anlamadan yaşadığımız günlerde olmuyor değil. Küçükken yağmurda koşmayı çok severdim gökyüzünden bardaktan boşalırcasına tertemiz akan yağmur nede güzeldi sırılsıklam ederdi adamı birde üstüne yüreğinizde taşıdığınız saf bir sevgi varsa işte o yağmur insanı bilinenden bilinmeyene sürükleyen bir mucize oluverirdi. Zaman geçti büyüdüm yağmuru çok severim hala ama ne hacet dışarda yağmur altında yürümeye hele deliler gibi koşmaya. Gökyüzü küsmüş meğerse yeryüzüne haber vermeden. Geçenlerde bir çıkıyım dedim dışarıya yağmur değil çamur yağdı gökyüzünden yeryüzüne sonra kuşlar kulağıma fısıldadı çok zor görürsün Çocuk yürekli Erez Eğilmez dediler bana korkarcasına ve ürkerek kanat çırpıp uzaklaştılar çünkü onlarında kanatları o çamurları kaldırıp uçacak güçte değildi. Benim nasıl olsun hem de kanatlarım yokken hemen uçamam ya kalbimdeki yarattığım dünyaya.

Böylelikle işte dostlarım dün geceden beri artık Kara Yağmur yağmaya başladı dünyaya, pardon belki de benim dünyama.

İçinde yaşadığınız ve yaşattığınız dünyanız umarım hep güzel olur pardon bakamısınız tanışmış mıydık diyebileceğinizde bir yüz hatıralarınızda hep umarım sonsuza dek yer alır. Hadi şimdilik bu yazıma son veriyor sevgiyi yüreklerinizde saygıyı avuçlarınızda hürmetle taşıyın diyorum hoşçakalın.

EREZ EĞİLMEZ

GALİBA İYİ MELEKLER DE VAR ETRARTA

Başlangıcı var mı diye düşlerken, sonu var mı diye sorar olmuşken tam kendi kendime, esaretin bedeli çıkıverdi karşıma birden bire.

Bu sabah dedim kendi kendime, ya düşlerimin peşimde koşmaya ve onları yakalamaya uğraşacaksın, yâda onları kabullenmekten başka çaren olmayacak! Tabi bu sabah uyandığımda şu karara vardım; her insan yaptığı iyiliklerle güçlenir, keşkelerinle de tükenir. Karar vermek yine bizlere kalmış. İçinde fırtınalar koptuğunda bir zaman gelir o fırtınanı dindirecek bir liman ararsın. Nasıl donmuş su, kayaya zarar verirken, çözülürken; bozkırlarda koşan özgür atlar, ovalar, dorukları karlı olan dağlar, benim dercesine kişnerler. Bir adamın gururu, içinde sakladığı onurunda gizlidir.

 

Bazı kötü olaylar istenmedik zamanlarda çıkagelir tam her şey muhteşem olmuş derken. Dünya kanunu mudur ne, birden bire bir terslik olur. Ya da olduğunu sanırsın. Çekip gitmek en güzelidir uzaklara, gelecek bir haberi beklemek özlemle ve her bir haberde acaba demek insanın doğasında vardır çünkü, Yaradan kalplere sunmuştur bu erdemi. Bekler olmuşken bir haberi gözlerim buğulu da olsa bir melek dokundu omuzuma bu sabah, yâ da öylemi hissettim ne en sevdiğim şarkıyı açtım, yazdığım bu yazıyı yüksek sesle okurken ve o meleğin bir iyilik meleği olduğunu düşledim, göremedim ama görmeye çalıştım yine de.

 

Bir insanı sevmek mümkün mü sence? İyi tanımadığınız biri ise, belki. Ben insanları pencereden seyretmeyi severim, pencere buğulu olduğunda sadece hatıralar kalır aklında ve pencerenin buğusunu sildin mi bir de bakarsın mevsimler gelip geçmiş, görüntü bambaşka. Ve tam o anda yine bir melek gördüm sanki ya da öyle hissettim deyip gülümseyiveriyorum.  Melekler vardır. Onlara inanınız. Onlar ruhlarımızın bedenlerimizin nimetleridir ve sizin için çalışırlar. Dünyada iyi, güzel bir şey olduğu zaman, daima bunun temelinde bir melek vardır. Melek, sanatsal yaratıcının, bir şair, ressam, heykeltıraş ya da müzisyenin ruhuna kadar ulaşır, kalbine biraz güzellik sokar ve sanatçı bu güzelliği yaymakla yükümlüdür.

 

Yürümeyi çok severim. Doğayla konuşmayı, rüzgârın ağaç yapraklarında çıkardığı sesleri duymayı, toprağın kokusunu hissetmeyi ve yağmur altında ıslanmayı. Özgürce yüksekten akan bir şelalenin altında oluşturduğu gölcüğe atlamayı severimde bunları yaparken yanımda olacak bir varlık isterim. İster insan olsun isterse bir melek. Kim olursa olsun insan istemez mi birlikte aynı yöne bakmayı, kalbinde bunları birlikte hissedecek birilerinin olmasını.

Sanırım benim bir şans meleğim var sizlerin de olsun. Bu dünya uğruna can verdiği nice savaşlar yaşadı, nice aşklar gördü, nice sıkıntılar çekti. Ve hala da bu kısır döngü devam etmekte. Beni anlamak yazdıklarımı yorumlamaktan geçmemeli, beni anlamak, beni tanıdığında insanların yüreğinde kim olduğumu hissetmesinde var olmalı!

 

Herkez farklı müzik dinleyebilir, farklı zevkler ve tatlar hissedebilir ama en önemlisi kalbimizin gerçekten ne hissettiği değil midir?  Galiba iyi melekleri görme zamanı geldi. Melekler; Tanrı’nın gönderdikleri sevgi ve güzellik dağıtıcılarıdır. Azrail de bir melektir ama o can alıcı bizi Tanrı’ya ulaştıracak bir melektir. Hiç olmazsa Azrail’i beklemeden önce biz yapmamız gereken yaşamsal iyilikleri yapalım, görmemiz gereken güzellikleri görelim, her insan hata yapabilir; hatalar insanı olgunlaştıran, sevgiye bir adım daha yaklaştıran, bilmeden yaptıklarımızdır. Ve o yaptıklarımızın, hataların telafileri daima mümkündür, bunu asla unutmayın.

Bizler bu sonsuz evrende kendi ekseni etrafında dönen, bize sonsuz güzellikler sunan Dünya denen gezegende yaşıyoruz. Başarılarımızı alkışlamak gerekirken birbirimizi kırmak niye, sorgulamak yerine emek gerekir, sevgide emek olmayan hiçbir şey kalıcı değildir. Karanlıkta kalmış bir mağara da, son satırlarını yazmakta olan ve ışığı sönmekte olan birini hayal edin, son satırlarında emin olun, ‘ben hayatım boyunca aradığım sevgiyi kalbimde taşıyorum’ diyecektir.

 

Sevgi kolay kolay kazanılmıyor hem de hiç kolay ve kaybedildiğinde karşı kıyıdan  diğer tarafa bir daha geçemeyecek bir sevgili anısına yazılmış bir kitap gibi rafları süsleyecektir . Kitaplar rafları süslemek için değil, okunmak içindir. Öğrenim başkasına hava atmak için değil, yeri geldiğinde eğitiminle başkalarına olumlu vereceğin bir derstir. O ders öyle bilgeli olmalı ki insanların senin kim olduğunu değil, nasıl bir ruha ve kalbe sahip olduğunu anlamalılar.

 

Satırlarıma ruhumun dinlenceye ihtiyacı olduğunu hissederek son verirken, tüm insanlığın var olmanın yaşamsal anlamını bir kez daha ruhlarında hissetmesini ve ben değil, biz olduğumuzu anlamamız gerektiğini hatırlatarak son veriyorum.

GALİBA İYİ MELEKLER DE VAR ETRARTA, görmesini ve hissetmesini bilin. Sevgiyle kalın ve saygıyla anılın.

EREZ EĞİLMEZ

SADECE GÖZLERİMİN İÇİNE BAK

Öncelikle merhaba, güzel bir kelime değil mi, merhaba? Güne güzel başlamak için çok önemli, sonrasında gün devam ettiriyor zaten; sen istesen de istemesen de olacakların önüne geçemiyorsun !

Hepimiz gözler ve iletişimdeki önemiyle ilgili iyi kötü bilgiye sahibizdir. ”Gözümün içine baka baka yalan söyledi” gibi sözler geçmiş tecrübelerin dile getirilmesidir. Hatta heyecan veya aşırı alkol tüketimi söz konusu olunca göz bebeklerinin büyüdüğünü de çoğumuz duymuşuzdur. Gözü pek olmak, gözlemek, göz gezdirmek, gözlerini dikmek, dört gözle beklemek, gözünü sevmek, göze almak, gözlerini alamamak, gözleri parlamak, gözü aydın olmak, gözünü karartmak, gözden kaybolmak, gözlerine inanamamak, dünyaya pembe gözlüklerle bakmak. Tüm bu deyimler gözlerin nelere kadir olduğunu anlatmaya çalışır. Ne gözlermiş yahu zaten insanın başına ne gelirse o gözlerden gelir, Ah o gözler ah deyip, gülümsüyorum işimden dolayı, yıllardan beri dünyayı dolaştım durdum, ne gözler gördüm ne gözler. Hani derler ya gözler kalbin aynasıdır çok doğru ama dikkat edilmesi en önemli konu: o gözler ne söylüyor adama, ya da kadına, işte işin püf noktası bur da ! Bunu anladın mı kurtuldun anlamadın mı yandın kardeşim.

Artık insanlar usta olmuşlar; herkes usta ama ne ustası, işinin ustası değil sömürme ustası, kandırma ustası, yalan söyleme ustası, riyakâr ustası, adam tavlama ustası, kadınlar bunu iyi bir ustalıkla yapıyorlar ya da yaptıklarını sanıyorlar. Kadınlar ustalığı farklı taraflarıyla uyguluyorlar, erkekler ise ustalığı yarattıkları karakterle oynuyorlar. Yahu biride çıkıp, ‘usta bakıyorum sana ama öğrenebileceğim bir şey yok senden, niye beni çırak olarak aldın yanına’ deme cesaretini göstermiyor. Usta oyuncu olunca çırak ne yapsın dimi canım benim. Ama adam ustalaşmış bu işte aynı şekilde, kadınlarda hakikaten çok ustalar var öyle bir inanıyorsun ki sonra kendinden tereddüt ediyorsun. Hay Allah ne yaptım ben çok üzülüyorum içim yandı vah anam vah ne hallere düştük, hadi yürü.

Ama işin püf noktası bir, iki ve üç, bazılarına göre yarış başlarken söylenecek rakam, benim içinse üç’ten sonrası vede hem de silip atıp bir daha öbür dünya da karşılaşmamak derecesinde. Bakıyorum başlangıçta senden iyisi yok ne sözler, ne kelimeler, dünyalar benim, sonra bakıyorum; aptalım ya bilmiyorum başkasına da aynı itam ve hususi umumiye.  Ulan başlarım ben senin hususi umumiyene. En güzeli benim gibi sözü bıçak gibi kullanmak kelimeleri de adamın ya da kadının gözünün içine baka baka ona kurşun sıkmak. Aman şimdi başka bir husus böyle kişilere ne bıçak nede kurşun işliyor, olsun ya ben içime atmayıp boşalmasını başka türlü biliyorum ya dünyalar bana dar geliyor, dar. Geçenler de at hırsızlarından bahsettim, arkadaş pezevenklerinden bahsettim bu yazımda da etrafımda kadın, adam göz göre göre beni değil ama kendini kandıranlardan bahsetmek istedim, zavallı ve ucuz ve aciz ve ruh hastası kadınları sevmem, iki elbise giyip cebinde ancak topuklu pabuç ve ruj alacak parası olan, apartmanın alt katında oturup villa da oturduğunu söyleyen erkek kandıracak kadını da sevmem. Kadın dediğin ayaklarını üzerinde duracak öyle ya da böyle bir işi olacak. Erkeğini aşk için sevecek, hele şeytan ve kıskanç kadınlar sakın ha yanıma gelmeyin, alırım o içinde beyin olmayan aklınızı. Ey erkekler sözüm şimdi de hem cinsime ama tek bir söz Adam mısın? cevabını biliyorsan yanımdasındır, bilmiyorsan yukarda söyledim bir, iki ve üç.

İhanet, hayallere vurulan en ağır darbedir aslında insanoğlu için,

Issız bir sokakta yürüyen çocuğun korkusu kadar korkutur kalpleri,

Yalnızlık tam da böyle zamanlarda alır intikamını mutluluktan.

Gözyaşı kahkahadan

Ve ayrılık sevdadan

Son bulur sanıyorsan eğer bak gözlerimin içine,

Geçmişte bir şarkının dediği gibi bak yeşil yeşil

ANCAK ÖYLE BAKABİLİRSİN BAK GÖZLERİMİN İÇİNE

Sevgiyle kalın, saygıyla anılın.

Erez EĞİLMEZ

Ha unutmadan yazıya dip not: Adamım ya da Kadınım dediklerim avucumun içine yazdıklarımdır. Oh be ne rahatladım sizde umarım rahatlarsınız bu yazıyı okuduktan sonra.

YAŞAMIN İÇİNDE NE KADAR VARSAN O KADAR VARSINDIR

Hava, su, ışık, karanlık, aydınlık, kötü, çirkin, sabah, akşam, aşk, sex, beyaz, renkler, araba, uçak, arkadaş, sevgili, umut, hayal, ağlamak, gülmek, şarkı söylemek, birini sevmek, gönül çelmek, asfalt, gökyüzü, yıldızlar, dokunmak, hissetmek, koku almak. Ve sayabil ildiğimiz kadar sınırsız cümleler kullan kullanabildiğin kadar ve say sayabildiğin kadar.

Yukarıda saydıklarımdan ya da sayamadıklarımdan birinin eksik olduğunu hissedin ne olur dersiniz? Kargaşa yıkım şaşırma var olmanın anlamını yitirmesi kısacası bütün bildiklerimizin yok olması.

Evrensel yaşam olsa olsa bütün bugüne kadar öğrendiklerimizden ibaret ve öğreneceklerimizden. Herkesin bir diğerine ihtiyacı var bu dünyada benim sana senin bana onun onlara ve onlarında bize ihtiyacı olduğu gibi.

Kimin neye ihtiyacı vardır düşündünüz mü hiç bu dünyada düşünmediyseniz şöyleyim herkesin birine muhakkak ihtiyacı vardır ve o birileri ya çok yakında ya da çok uzaktadır. Hiçbir zaman azla yetinmemek gerekir bu fani dünyada. Gülüşünü sevmiyorum ama beraberim, esprileri komik değil ama yalnız kalmayayım, giyinişi ne kadar da kötü ama yine de yanımda biri olsun dememeli insan. O kolaya kaçmak olur, hazırı kabul edip yaşamak misali. Her zaman, bu son olsun diye başlanır ama bazen şans gülmez yüzümüze, ayrılık olur yolun sonu gelir. Kim ister ki yolun sonunun gelmesini. Ya da bazen, insan zorlar kendini ayrılmamaya, azla yetinmeye, sevmeyerek sadece yalnız kalmamak için katlanmaya, zor gelir yeniden aramak, yeniden tanımak, yeniden süslenip çıkmak ortaya tekrar. Bütün bunlar emin olun bu yazımı okuyan herkes tarafından hayatta bir kez yapılmıştır ve yapılmaya da devam edecektir.

Ne kadar çok arasak da, her defasında ‘Bir daha tövbe’ desek de, bıkmamak gerek, ümidi kaybetmemek, hep aynı heyecan ve aynı iyi dileklerle çıkmak gerek yola. Çünkü bulduğunda diğer yarını, hayat daha güzel, daha yaşanası, gökyüzü daha mavi, yıldızlar daha parlak. Düşün bir kez, sorunlar paylaşılınca azalıyor, âmâ sevgi ve mutluluk paylaşınca daha da artıyor, kahkahalar daha uzun, gözyaşları daha az sürüyor. VE biri diğerinin gözlerine baktığınızda, sizi camdan bir kafeste taşımak istediğini, elinizi kestiğinizde bile onun içinin kanadığını, sitemlerin bile onun küçücük kalbini dağladığını, her gülüşünüzde yeniden nefes aldığını bilmek, tüm arayışların en mutlu ve en huzurlu ödülü oluyor. Bütün bunları kaybetmeyelim sevgili dostlarım kaybedilen kolay kolay kazanılmıyor bu hayatta öbür tarafta ise takdir yüce Allaha ait oluyor.

‘’Yaşamın bize sunduğu en büyük erdem kişinin ruhunda taşıdığı kimliğidir’’ bu sözümü de asla unutmayın sevin ki sevilesiniz aradığını bulamayan insan insan değildir bu hayatta ve bulana kadarda mücadele edin. Ben bulunanlarla bulunmayanlar arasında aramamı sürdürürken, sizlerde bulunmayanlarla bulunanlar arasında bulmayı sürdürün ki kim öce bulursa bu eşsiz yaşamın kaynağını birebirimize sevgiyle ben bulduk diye haber verelim. Tamda bur da bu son cümlelerimi yazarken yüzümde bir gülümseme belirdi umarım sizlerin de belirir hayata tatlı bir gülümseme olsun o zaman. Bakarsınız YAŞAMIN İÇİNDE NE KADAR VARSAN O KADAR VAR OLUVERİRİZ birdenbire. Simdi bir dilekte bulunun size sunulan bu eşsiz yaşamdan ve yarınlara ümitle bakın çünkü yarınlar bizlerin umudu ve onurumuzu korumak için daima var olacaktır.

Sevgiyi kalplerde, Saygıyı evrene yollayarak hoş çakalın diyorum sizlere.

EREZ EĞİLMEZ

KARAR VERMEK ZOR OLSA GEREK

Zamanın bitmiş olduğu yere geldiğimizde, Tahtında bekleyen huzuruna, Çıktığımda o yüce varlığın O gülümseyecektir üç ihtiyar ruha, Fakat ilk önce beni çağıracak cennetin kapısına Ve fark edince halk beni orada, Hepsi koşacaklar bana, ‘İşte EREZ EĞİLMEZ GELDİ DİYE’ Ve dans edecekler etrafımda dalgalar gibi. Ve işte ben o zaman onların etrafında dans edeceğim kendi dansımı dalgalar gibi.

Neden böyle dedi diye gülümseyen gözler görebiliyorum neden mi bu dünya da buydum öbür dünya dada aynısı olacağım. Sizlerde tavsiyem aynısı. Bir insanın en büyük özelliği kendinden emin olmasıdır. Çocuk dünyaya geldiğini anlamaz daha doğrusu hatırlamaz ya ölüm anını onu hisseder ama sonrası bu dünyayı değil öbür ebedi hayatı bilir ama biz bilemeyiz oraları sadece inançlarımız üzerine yaşarsak hissedebiliriz. İnsanların yanlışları, karar vermekte gösterdikleri zorluklarıdır. Bir insanın yanlışını görmekle, onun erdemli olduğunu anlayabilirsiniz ama bu demek değildir ki o insan devamını doğrularıyla getirebilecek mi?



Hayatımız boyunca belki binlerce insanla tanışırız ve tanıştırılırız. Değerli bir insan gördüğümüzde, onun gibi olmayı hayal edebiliriz. Değersiz bir kimseye rastladığımızdaysa, geri dönmeli ve kendimizi incelemeliyiz bu en önemlisi değerler nerde saklı diye. Konu hep gelip yaşamımızı etkileyen sevgi ve aşk üzerine konuşlanmıyor mu? Neden çünkü ruhumuzu bir kere kaptırıyoruz ve bu hisler bizi ömür boyu etkisi altına alıyor. Onun için bir karar verdim sizlerin de kulağına küpe olsun derim sevgili dostlarım. Asla değiştiremeyeceğin şeyler için üzülme. Değiştirebileceğin ama istediğin halde değiştiremediğin şeyler için mutsuz ol veya asla asla bir daha sevmeyeceğim deme. Mahcup olursun Asla sevgiyi arama çünkü sen aradıkça o saklanır kapı arkalarına kapılar açılır kapılar kapanır ne sen o kapıdan geçebilirsin ne de o. Sahipken sevgiye hep yanında olacakmış gibi onu gururunla harcamışsındır. Kaybettiğinde ise her an yanında olacağına inanmakla ne büyük yanlış yaptığını anlarsın günü geldiğin de. Ve bir daha ki sevginde daha temkinlisindir belki ya sanmıyorum ama.



 Hem severken, hem kaybederken bir önceki sevgi öğretmiştir bunu sana. Her kayıp bir derstir almam gereken Çünkü hiçbir sevgi tek başına var olamaz ayrılamaz daha öncekilerden.

Onun için bu yazımıma şunları katmak istedim beki yararı olur siz dostlara.

Ey dostum biliyor musun? Yoruldum; ayağımın değil, yüreğimin götürdüğü yerlere gitmekten artık başkaları için. Sustum; dilimdekileri değil, yüreğimdekileri söyleyememekten ne anlayan çıktı nede karşılık veren. Görüyorum ki her yürek başka yüreği sevmekten korkuyor bu dünya da onun için açıkça belirtiyorum sana sende yorul bence yorulmak iyidir hiç olmazsa sonunda anlıyorsun vermiş olduğun kararların gerekçesini ve ne kadar hüküm yediğini. Sudan hoşlandığını sanırdım ama maalesef içkiyi suyla karıştırıp içiyoruz bu bile kararsızlığımızın bir örneği ben bir şeye karar verdim oda susuz içmeye be dostum. Birde uzaklar yakınları köreltmeye başladı Huzur denilen o şeyin her santimine ihtiyacım var bu aralar. Bana biraz bahar gerekiyor. Çok üşüdüm ısınmam gerekiyor sıcaklık sadece sözlerde olsaydı mantığımız bizi bugün ki durumumuza getirir miydi? Her şarkıdan ayrı bir söz her melodiden ayrı bir ruh çıkarda tamam bunu anladım orda kalığı sürece neye yarıyor efkârını şarap şişesinin mantarını tirbuşon olmadan çıkarmaya benzemez mi bu sence. Ne olur şişe ya boş ya dolu yâda yarım kalır aynı yaşanmış yâda yaşanacak hayatlar gibi. Bir kadının terbiyesi, birisiyle tanıştığı zamanda belli olur sanıyordum ama tanıştığı ilk anda kurnazlığı onun sahne oyununa senaryo yazman olmaktan öteye gitmiyor dostum. Hayatta hiç kimseye tam anlamıyla güvenmedim desem yalan olur hep güvendim çünkü güvendiğim kişileri insan sandım şimdi sana bir tavsiyem var dostum asla güvenme. Unutma ki; beyaz nergis çiçeğinin bile gölgesi siyahtır. Bunu sen benden daha iyi bilirsin ey dostum. Çok bilindik bir kelime ama susuz çiçek açmaz, sevgisiz mutluluk olmaz, beni biliyorsun dostum hayat göz açıp kapayana kadar geçiyor işte bizim şarkımız ise tam bura da başlıyor bu yazımı olurken şarkını da dinle ey dostum. Unutma yarınlar ümitleri bir sır gibi içinde saklar hadi bana eyvallah. Karar vermek zor olsa gerek dostum sevgi ve saygım hep içiniz de olsun.


Erez EĞİLMEZ

SADECE ELİNİ UZATMAN YETER, NEDEN Mİ ? BAKARSIN TUTABİLİRİM !

Bu makaleme başlamadan önce hayata gülümsüyorum, geleceğimi alamadın ve benim de sana geleceğimi emanet verme gibi bir niyetim yok. Yolun diğer yakasından yürüyorum, sense hep diğer yakasındaydın, ne kadar benim tarafıma geçsen de!

Bak gidiyorum işte, bak bitiyoruz. ‘Sen beni bırakıp gidemezsin’ demiştin, beni onca yıpratırken bu aşkın son nefesini vereceğini hiç tahmin etmedin. Ben incinmezdim, kırılmazdım, yorulmazdım, senin gözünde. Bu büzden bana yüklenmeliydi aşkın tüm suçu ve faili ben olmalıydım. İşte şimdi oldum; ama karşı kaldırımda hür, özgür ve aşık bir çocuk olarak, ne bir başkasına, nede ona buna sadece kemanın o buruk sesini duyabileceğim yere, isterse dünyanın sonu bile olsa, yürüyerek varabileceğim artık.

Bazen bomboş bakmak gerekiyormuş

 Hayatın yalanlarına.

 Anlamaya çalışmak saçmalık.

 Anlamadan yaşamak gerekiyormuş.

En çok bu akşam huzur bulacak yüreğim, zamanın karanlık değil, açması gibi uzayın derinliklerinde seni içine yutacak ya, sen ömür boyu yok olacaksın ya, bu benim en büyük mutluluğum! Bana ‘deli’ diyenler varmış. Aşkı ilahi sananlara deli diyorlarsa, varsın desinler umurunda değil. Yazılarım farklıymış, tabi farklı olacak, kendine güvenen bir adamım da ondan. Keşke kelimelere gülmenin nasıl bir olgu olduğunu yazdırabilseydim ama sen beni ancak hatıralarında gülerken hatırlayabileceksin. “Aşk fedakârlık yaptıkça büyür” derler.

 

Fedakârlık yapan aşkına mı bağlanır yoksa harcadığı emekler mi onun elini kolunu bağlar? Orasına artık senin karar vermen gerekecek. Hepinizin hayatında şu anda çok sevdiği, ya da hiç unutamadığı ve yahut sevip te söyleyemediği aşkları olmuştur. Olmadıysa da en yakın zamanda olacaktır, bundan emin olun. Ne biliyor musun? Sana ey küçüğüm söylemem gereken gerçekler; aşkın sınırları çerçevesinde olduğu sürece karşılıklı fedakârlıklar aşkı daha da vazgeçilmez kılar. Diğer türlü tek taraflı oldu mu da karşındakinin sana ve aşka saygısı olmadığı için hep isteyen taraftır, sen de hep taviz veren olursun ve saygınlığın olmaz, bir de bakmışsın kalbinin atışını sen bile duyamaz olup çıkarsın.

Oo galiba sıkıldım bütün bu yazdıklarımdan, senden sıkıldığım gibi herkez yedekte bir ikinci plan, bir yerlerde saklar değil mi? Ama biliyor musun benim sadece gören gözlerim, gülümseyen dudaklarım ve elimi uzattığımda yakalamak isteyecek bir büyülü tılsımım var ve uzay taşlarından savurdum mu havaya parlıyorlar, senin yakalaman imkânsız ama.

 

Şimdi gelelim gerçeklere, bu da başka bir yönden bakmak sana küçüğüm; ben hatalı değilim, ben asla hata yapmam gibi kesin cümlelere yer yok hayatta. Neyin ne olacağı hiç belli olmaz. İlla ki vardır herkesin hatası ama bazen görünmez işte. Görmek istemeyiz, istesek bile göremeyebiliriz. Diğerlerini eleştirmek her zaman kolay gelir, bir kaçış yoludur. Öz eleştiri yapıp karakterinizi gözden geçirdiğinizde bir takım eksiklikler veya yanlışlar fark edeceksiniz. Bunları törpüleyip düzelttikten sonra sırasıyla sunacak hayat hepinize güzelliklerini, yaşayalım görelim. Ben denedim, test ettim, onayladım.

Bak ey aşk sana ne teklifim var?

Yarın veda edebilme ihtimalini unutmayacaksın, gözlerimin içine bakarken.

Zamanın gücünü hissedebileceksin, bir damla gözyaşını kalbine gömerken.

Suların durulacağını ümit ettikçe, yeri geldiğinde gürleyeceği aklından çıkmayacak.

En mutsuz anında bile hatırlayacaksın ki beni, ‘ben ne hata yaptım’ diyebileceksin.

Altını çizmek isterim ki yazdıklarımın altında çizilecek bir nüans bulursan eğer,

Hayata hangi yüzünü gösterdiysen, o yüzün gün gelecek sana gerçekleri gösterecek.

Yıllar sonra da öyle hatırlanacaksın, beni hatıralarında kaybetmiş olduğun değerlerle.

Gel sen çamur olma, sıçramasın çamurun diğer insanların yüzüne be küçüğüm.

Kum ol, es rüzgârla uç oradan oraya sahiller de dalgalar vurunca karaya,

Toprak ol, can ver tohumlara ve yeşersin yeniden kalbindeki benler ve sen.

Su ol ümit ver yarınlara, çünkü bu son sözüm sana SADECE ELİNİ UZATMAN YETER, NEDEN Mİ ? BAKARSIN TUTABİLİRİM YENİDEN !

Her zaman olduğu gibi sevgiyle kalın, saygıyla anılın.

 

Erez EĞİLMEZ

08

Apr

GEÇMİŞİ DÜŞÜNDÜĞÜNÜZDE GELECEĞİ YARATMAK ELİNİZDEDİR

Tarihimiz; dünya tarihinde eşi benzeri zor bulunan ve bu dünya var oldukça da zaman diliminde yerini sonsuza dek alacak bir tarihe sahiptir. Ülkeler ve toplumlar yarınlarını geleceğini teşkil eden örnekleri geçmişleriyle onur kılacak bir gurura sahip olmalıdır ki geleceğe emin adımlarla ilerlesinler.

Ne mutlu Türküm diyene ki dünya tarihinde şanlı bir geçmişi olan milletiz. Bunun değerini çok çok iyi bilmeliyiz ki bugün Türkiye Cumhuriyetine Cephe almış nerdeyse dost görünüp arkadan her an bu güzel vatanımızı bölmeye çalışan ülkeler bulunmaktadır. Şanlı Osmanlı İmparatorluğumuz zamanının en büyük deha hükümdarlarından unutulmamalıdır ki Fatih Sultan Mehmet Han bir devir açmış bir devir kapamıştır. Bugün ASYA ve AVRUPA kıtalarını birbirine bağlayan köprüler onu İSTANBUL’U fethi sayesinde sonsuza dek ayakta duracak bir zamanlar birinci dünya savaşında İstanbul’u işkâl etmiş bugünkü Avrupa topluluğuna üye ülkelerde bu dünya kültür şehrini işkâl edip geri almaya çalışmışlardır, âmâ arkalarına baka baka ülkelerine geri dönmek zorunda kalmışlardır. İmparatorluk zamanında unutulmamalıdır ki hüküm sürdüğümüz topraklar Avrupa’dan Afrika’ya oradan da Arabistan’a kadar uzanmaktaydı. Ve bu topraklar hiçbir zamanda zorbalıkla diğer medeniyetler gibi yönetilmemişti. Çünkü başlarında şanlı Osmanlı padişahları vardı.

Türkler yönettiği her toprak parçasında yaşayan insanlara yaşama özgürlüğü vermiş ve hiçbir kültürel ve dini zorbalık yapmamıştır. Bu tarih sayfalarına altın imza ile yazılan en büyük gurur kaynağımızdır.

Yaşadığımız dünya insanoğlunun varlığını hissettirmesi ve egolarının tatmininin dışa vurması sebebi ile nice savaşlar geçirmiş ve dünyayı en çok ilgilendiren savaşlarda birinci dünya ve ikinci dünya savaşları diye tarihte yerini almıştır.

Birinci dünya savaşında Osmanlı imparatorluğu müttefik devletlere yenilse de bu sadece tarihte imparatorluğun sonu, ancak yeni ve tarihte tüm ihtişamıyla kurtuluş mücadelesi veren Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ve onun silah arkadaşları ve şanlı ordumuz sayesinde ise TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN kurulmasını sağlamıştır.

Bugün genç dinamik ve ileriye doğru enin adımlar la ilerleyen Türkiye cumhuriyeti dünya devletler topluluğu içinde emin olun birçok ülkeden daha emin adımlarla yürümektedir. Geç Türkiye Cumhuriyeti bugün 89. Yaşını kutlamakta ve 2023. De 100. Yaşını genç dinamik nüfusuyla kalkınmasıyla insana verdiği değerle dünya halklarına zulme karşı çıkarak bugün bize dost gözüken ama emperyalist devletlerin kıskanç bakışları arasında büyük ihtişamıyla kutlayacaktır.

Kimse korkmasın cumhuriyet elden gidiyor diye çünkü kimsenin niyeti cumhuriyeti yıkmak değil cumhuriyet kavramının gerçekte ne anlam ifade ettiğini anlatmaya çalışarak yaşamı yaşanılır kılmaya çalışarak bu ülkeyi yönetmektir.

Avrupa topluluğu ister bizi alsın ister almasın biz yaptığımız reformlarla bu reformları da kendi kültür ve yüce dinimizin algılarına uygun olarak yaparak yolumuza emin adımlarla devam ediyoruz ve edeceğiz. Biz bugün Avrupa topluluğuna girmemize engel çıkaran Avrupa ülkeleri gibi geçmiş tarihimizde cadı diye kadın yakmadık. Biz bugün geçmişimizde savaşlarda bir ülke halkını Almanların yaptığı gibi Yahudi ırkını katletmedik bilakis Yahudi ırkına yardım ettik, Fransızların yaptığı gibi Arapları toplu katletmedik, biz bugün diğer medeniyim diye geçinen hala monarşiyi temsili olarak ta kabul eden ülkeler gibi yeni topraklara gidipte orada yaşayan o toprakların gerçek sahipleri Yerlileri toplu ölüme ya da din değiştirmeye zorlamadık.

Bugün bizimde içinde bulunduğumuz BİRLEŞMİŞ MİLLETLER DENEN ama sözde olan bir topluluk var neden mi sözde sizlerde çok iyi bilirsiniz ki 5 daimi üyenin izni olmadan birleşmiş milletlerin eli kolu bağlıdır. Ve acil bu topluluğun değişime ihtiyacı vardır. Bugün dünyanın birçok kesiminde savaşlar katliamlar ve acılar varken birleşmiş milletlerin buna çare araması ve son vermesi gerekirken genel sekreteri Ban Ki-Mum ‘dan Gangnam dansı izlemektedir bütün dünya.

İşte bütün yukarıdakiler açıklar ki insana verilen değer ne duruma düşmüştür.

Ülkemiz önemli bir sınavdan geçmekte ya da önemli bir süreçten. Saygı ve Sevgi her kesime olmalı ki oluyor. Kim hangi partiye ve siyasi görüşe sahip olursa olsun sunu unutmalıdır ki her şey bu güzel cennet vatanımız için. Demokrasinin anlamı çeşitliliktir ama tek millet tek vatan olgusu içinde.

ATATÜRK’Ü ASLA İDEOLOJİK BİR AMAÇ UĞRUNA KULLANMAYALIM VE ARKASINA SIĞINIPTA YANLIŞ ŞEYLER YAPMAYALIM. Cumhuriyetimizi kuran bu yüce insan tarih sayfasında zaten gelecek nesiller için yerini şimdiden almıştır. O nu her zaman sevgi ve saygıyla ve şükranla anacağız. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Ve yoktur da.

Yaşamda bazı zorluklara katlanmadan mutluluğa, refaha ve en önemlisi bir amaca ulaşmak zordur. Yapılanlar geleceğimizin teminatıdır. Son 10 yılda Türkiye cumhuriyete önemli gelişmeler kaydetmiştir bunları görmemek ve inkâr etmek çok yanlış ve üzücü olur. Bu asla unutulmamalıdır. Durmak yok yola devam güzel bir slogandır bende severim. Ama bu slogana bir şey ilave etmek isterim:

‘’yola devam ederken önümüze çıkan taşları millet ve halk olarak hep beraber toparlarsak ve bu taşları birlikte kaldırırsak geleceğimiz sönmeyen bir yıldız gibi gökyüzünde karanlık gecelerde önümüzü aydınlatacak bir ışık olarak sonsuza dek parlayacaktır’’

Sevgi Yolunuzu Aydınlatsın Saygı da bizleri birbirine bağlasın.

Erez EĞİLMEZ